Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Türk dünyasının yıldızı Usmanova’dan tarihî siyoni...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Sanatçının toplumun değerleriyle dertlenmesi, sevinciyle sevinmesi, acısıyla hüzünlenmesi, eserlerinin ilhamını halkın sevinçlerinden ve acılarından alması gerektiği tartışması her zaman vardı.
Bana göre gerçek sanatçı; yalnızca beste yapan, şiir yazan ya da sahneye çıkan kişi değildir. O, toplumun her rengini eserlerine yansıtabilen, yaşadığı coğrafyanın ruhunu taşıyan, halkının sessiz çığlığını hisseden, milletinin hafızasını eserlerine işleyebilen, güçlü bir gözlem ve derin bir vicdan sahibidir.
Kültürel kodlar sanatçının eserlerine ne kadar derin işlerse, o sanatçı da zamanla yalnızca bir isim olmaktan çıkar, milletin hafızasında kültürel mirasa dönüşür.

Bir toplumun acıları, umutları ve özlemleri sanatçının ruhunda ne kadar karşılık bulursa; ortaya çıkan eserler de o kadar kalıcı olur. Çünkü sanatçı, milletinin duygusunu eserine nakşettiği anda artık yalnızca bir isim olmaktan çıkar; bir dönemin hafızasına, bir medeniyetin yaşayan sesine dönüşür.

“Çırpınırdın Karadeniz, bakıp Türk’ün bayrağına” eseri, anlatmak istediğim bu toplumsal refleksin en güçlü örneklerinden biridir. Yaklaşık yüz yıl önce Azerbaycan’da yaşanan siyasi gelişmeler, katliamlar, Osmanlı Devleti’nin desteği ve Nuri Paşa komutasındaki harekât; öylesine derin izler bırakmıştır ki, şiirlere ve bestelere konu olmuştur. Üzeyir Hacıbeyli gibi büyük münevverler, milletin yaşadığı acıları ve umutları sanatın diliyle hafızaya kazımıştır. Bu eserler yalnızca bir dönemi anlatmaz; aynı zamanda sanatçının duruşunu, tavrını ve milletine karşı sorumluluğunu da ortaya koyar.

Bu yüzden sanatçının toplum üzerindeki etkisini ve rolünü yeniden konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü bugün ortaya konan cesur bir duruş, yarının unutulmaz eserlerine dönüşebilir...

İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği kan dondurucu vahşete hâlâ sessiz kalanlar var. Ancak sanat dünyasından yükselen vicdanlı sesler, bana göre insanlığın hâlâ ölmediğini gösteren en kıymetli yansımalardan biridir.

İşte Yıldız Usmanova da o güçlü seslerden biri…

Türk dünyasının cesur yüreği Usmanova’nın konuşmasını dinlediğimde, gerçek sanatçının nasıl olması gerektiğini bir kez daha düşündüm. Konuşmasıyla âdeta Amerika’da ve İsrail çevresinde etkili olan siyonist çevrelere meydan okudu.

Gazze konusundaki hassasiyeti, ona duyulan saygıyı daha da artırdı. Ancak bu hassasiyet nedeniyle Amerika’da planlanan konserinin, bazı Amerikalı senatörlerin müdahalesiyle iptal edildiğine dair iddialar ortaya atıldı. Yıldız Usmanova’nın kendi sözleri ise bu baskıları âdeta doğrular nitelikteydi.

Özbekistan’ın yıldızı, Türk dünyasının özel sesi şu ifadelerle meydan okuyordu:

“Ey İsrail, ey siyonistler; sizden asla özür dilemeyeceğim. Sizden korkmuyorum. Artık gerçek yüzünüzü herkes gördü. Amerika’da da görecekler. Siz yok olacaksınız. Ben Elhamdülillah Müslümanım. İnsana saygı gösteren değerlerim, millî kimliğim var. Tarihim, medeniyetim ve insanlığım var. Artık kimse sizi sevmiyor. Çünkü gerçek yüzünüzü Gazze’de gösterdiniz. Size boyun eğmeyeceğiz!..”

Kendi sayfasından paylaştığı bu konuşma aslında çok şey anlatıyordu. Beni en çok sevindiren ise bu yüksek sesin Türkistan coğrafyasından yükselmesi oldu. Çünkü siyonizmin ve İsrail’in müdahale ettiği, uzandığı bölgelerden biri de Türkistan’dır.

Bu yüzden, oradan yükselen mağrur ve vakur bir sesin sahibi olan Yıldız Usmanova’ya selam gönderiyorum.

Cesur kadın… Size teşekkür ediyorum ve diyorum ki:

“Yıldız Hanım siz, Semerkant’ın hikmetini, Buhara’nın vakarını ve Türkistan’ın asırlardır taşıdığı medeniyet ışığını sesinde yaşatan kadim bir ruhun temsilcisisiniz. Türk ve Müslüman kimliğinin derin hafızasından beslenen bu vakur duruşunuz, yalnızca sözlerinizle değil; yıllardır icra ettiğiniz eserlerle de milletin hafızasına kazınmıştır. Çünkü bazı sanatçılar yalnızca şarkı söylemez; bir medeniyetin ruhunu taşır...”

Bu cesur yürekli sanatçı Yıldız Usmanova, Türkiye’de de yaşadı. İslam Kerimov döneminde, siyasi sebepler ve dik duruşu nedeniyle uzun yıllar vatanından uzak kaldı. Fakat zaman değişti, Özbekistan yeni bir döneme girdi. Şevket Mirziyoyev’in göreve gelmesiyle birlikte, ülkesine küskün düşen pek çok isim yeniden ana yurduna döndü. Yıldız Usmanova da yeniden kendi toprağına, kendi milletine kavuştu.

Bu değişim yalnızca siyasi bir dönüşüm değildi; aynı zamanda Türkistan’ın kendi hafızasıyla yeniden buluşmasıydı. Bugün Özbekistan, Türkistan’ın yükselen yıldızlarından biri olarak, Yıldız Usmanova gibi güçlü isimlere yeniden sıcak bir yuva hâline geliyor.

Yıldız Usmanova’nın o konuşmasını dinlediğimde Türkistan adına umutlandım.
Çünkü oralara kadar uzanan, zamanla kemikleşen İsrail lobisinin bu kadim topraklar üzerinden yarın çok daha büyük tehditlere dönüşebilecek girişimlerine karşı koyabilmek için; Yıldız Usmanova gibi cesur, vakur ve milletinin değerlerini korkmadan savunan yüreklere ihtiyacımız var.

Türkistan’ın ruhunu taşıyan böyle güçlü sesler, yalnızca bir sanatçının değil; aynı zamanda kadim bir medeniyetin hafızasının, direncinin ve vakarının da temsilcisidir.
Bir sanatçının sesi bazen yalnızca bir ezgi değildir… Bazen o ses; bir milletin hafızası, vicdanı ve direnişi olur.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…