Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Trump’ın Pekin ziyaretinden ne sonuç çıkar?
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD Başkanı Trump, sekiz buçuk yıl aradan sonra Çin’e bir ziyaret gerçekleştiriyor. Trump’ın selefi Joe Biden’ın gitmediği Pekin’den, bu ziyaretle ilgili nasıl bir netice çıkabilir? Alaska zirvesinden ne çıkmıştı mesela?

ABD Başkanı Donald Trump’ın politik üslubu, nezaketten fazlasıyla uzak! Ama Trump nerede, kimle ve hangi muhataplarla konuştuğunun gayet iyi farkında. Dolayısıyla üslubunu ve diplomatik nezaketini de ona göre, öne çıkarıyor veya ikinci plana atıyor… Mesela Trump, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Şansölyesi Merz’e yaptığı salvoları, Rusya Lideri Putin veya Çin Lideri Şi Cinping’e yönelik olarak asla yapmadı. Tam aksine onlar hakkında konuşurken çok dikkatli ve hayli bol iltifatlarla yüklü cümleler kurmaya her zaman dikkat etti. Burada esasen şaşırtıcı bir durum yok. İç ve dış siyasetin retorik ve reelpolitik yönlerini, yerinde ve doğru kullanabilen devlet ve hükûmet başkanları hâliyle başarılı olurlar… ‘Başarılı olma’ kıstası da izafidir. Yani belli parametrelere göre hüküm ifade eder. Başarı konusunda yapılan değerlendirmelerin sübjektif yönü genellikle ağır basar. Dolaysıyla bakış açısına ve aradaki meselelerin mahiyetine göre yansımaları olur. Neyse, asıl mevzumuza dönelim… Soru şu: Trump’ın sekiz buçuk yıl aradan sonra Çin’e yaptığı bu ziyaretten nasıl bir netice çıkabilir? Bu netice Amerikan ve Çin menfaatleri yanında, dünyanın diğer bölgeleri için de bir fayda getirir mi? Küresel ölçekteki büyük değişim ve dönüşümler, yeni bir dünya düzenine müteallik sancılar olarak okunuyor. Elhak doğrudur. Ancak yeni düzenin eskisinden farkı ne olacak? İkinci Dünya Harbi akabinde, tıpkı Birinci Büyük harp sonrasında olduğu gibi, galip devletlerin menfaatini korumak üzere teşkil edilen “iki kutuplu dünya”, yarım asır boyunca insanlık için hangi değerleri tesis etti ki? Sözde “kurallı dünya düzeni”, hak-hukuk ve adalet söz konusu olduğunda, evrensel prensipler istikametinde, zayıf ülkelerin menfaatlerini de gözeten bir işlerlik gösterdi mi? Bu sorulara verilecek cevap, yeni ve çok kutuplu olacağı ifade edilen düzende de bir hüküm ifade edecektir elbet…

15 Ağustos 2025 tarihinde Alaska’nın Anchorage kentinde gerçekleşen Putin-Trump zirvesinin, görünürde ana konusu Ukrayna savaşı idi… Gelgelelim bu zirve aynı zamanda 1945’te gerçekleşmiş olan ve dünyanın büyük güçler arasında bölüşüldüğü Yalta Konferansına da çok benzetildi!.. Aradaki büyük fark, ABD Başkanı Roosvelt ve SSCB Lideri Joseph Stalin’le oturan Birleşik Krallık Başbakanı Churchill’in yerinde, bu defa İngiltere Başbakanı'nın yer almamasıydı. Köprülerin altından çok sular aktı. Yalta’da Almanya paylaşıldı… Bugün yine ulusal güvenlik konusunda büyük endişeler taşıyan Polonya’nın durumu da konuşuldu. Avrupa Düzeni ve Doğu Avrupa’nın savaş sonrası düzeninin şekillenmesi müzakere edildi vs. Kurulması planlanan Birleşmiş Milletler Teşkilatının esasları da masada idi… Alaska’da ise daha çok Rusya ve Amerika’nın bundan sonraki menfaatleri gündeme geldi. Rusya’nın Çin’e daha fazla yanaşıp ABD’yi büsbütün zora sokmaması için, Trump Putin’e karşı epey cömert davrandı. Rusya’nın Ukrayna’dan zapt ettiği toprakların Moskova Yönetimine bırakılmasını teklifsiz kabul etti. Avrupa’nın öfkesini çekme pahasına Trump’ın, Rusya ile anlaşmayı kendi ülkesinin menfaatleri (Önce Amerika!..) açısından tercih etmesi şaşırtıcı değildi. Bu arada Alaska’dan Putin’in istediğini elde ederek ayrıldığı hususunda uzmanların baskın görüşü var. Askerî açıdan hayli maliyetler yüklense de, Rusya Ukrayna’da ateşkes ve barış için fazla acele etmiyor. Ama Ukrayna savaşı uzadıkça Avrupa daha fazla endişeleniyor… İçine düştüğü açmaz oldukça zorlu!..

ABD-Çin rekabetinde ise hâlihazırda İran temel problem… Trump Çin’e gitmeden evvel İran konusunda yapmak istediklerini yapamadı. Son savaşın ortaya çıkardığı yeni çıbanbaşı olan Hürmüz Boğazı'nın açık tutulabilmesi için önce Avrupa’ya, daha sonra Hindistan, Güney Kore, Japonya ve hatta Çin’e destek olmaları konusunda talepte bulundu. Ne var ki, hiçbiri bu talep karşısında olumlu bir cevap vermedi. Başta İngiltere olmak üzere, Avrupa ülkeleri tekrar tekrar “Bu bizim savaşımız değil…” diyerek, Trump’ı karşılarına aldı. Devasa askerî yığınak ve ağır maliyetler getiren savaşa rağmen; Amerika, İran cephesinden beklediklerinin hemen hiçbirini elde edemedi. İran’ın askerî hedeflerini ve bazı altyapı tesislerini tahrip etmenin dışında dişe dokunur bir başarı söz konusu değil. Bu durum Trump ve Yönetimini fena hâlde zora sokuyor… Pekin ziyaretinde, Çin’in; ABD’nin son iki yıldaki Panama, Venezuela ve İran başta olmak üzere giriştiği atraksiyonlara karşı net hamleler yapması bekleniyor. ABD Başkanı en zengin firmaların tepe yöneticilerini uçağına bindirerek Pekin’de ticaret temelli rekabeti daha faza öne çıkararak sonuç almaya çalışmak yoluna gitti. Ancak unutmayalım ki, Çin’in elinde de Amerika’yı zorlayacak pek çok koz bulunmakta… Son iki yılda Çin’e karşı gümrük duvarlarını bir kaldırıp bir indiren Trump’ın istikrarsız tutumunu, çoktan not etmiş bulunan Çin, öncelikle kendisine karşı uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasını isteyecek… Aksi hâlde başta Venezuela ve İran olmak üzere, en önemli enerji tedarik kaynaklarına yönelik hareketlerin izahı olmayacak!.. Sadece Orta Doğu Bölgesi veya Asya’yı değil, bütün dünyayı çok yakından ilgilendiren ABD-İsrail İran savaşı, Rusya ve Çin’in makul karşılayacağı bir çözüme bağlanmadan ABD adına büyük problem olmaya devam edecektir. Bakalım Trump’ın Pekin ziyareti bu meselede ne kadar etkili olabilecek? Özellikle Tayvan konusu çok çetrefil...

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...