Bir video seyrettim. Birkaç aile bir eve toplanmışlar. Herkes aynı renk giyinmiş. Aşırı samimi görünüyorlar.
Kadınlar sırayla kocalarının aldıkları hediye paketlerini açıyorlar. Abartılı ve zoraki kahkahalar ardı ardına patlıyor. Hediyeyi açan kadın “Aşkım ya!” diye haykırıp kocasının kollarına atılıyor.
Birbirlerine değişik şakalar yapıyorlar. Mesela adam, başka bir adamın karısının yüzüne portakal kabuğu sıkıyor. Kadın gülerek adamı kovalıyor.
Laubalilik paçalardan akıyor. Herkesin eli ayağı ayrı oynuyor. Halının üzerine bırakılmış küçük çocuklar ağlaşıyor.
İyi de sana ne kardeşim? Millet eğleniyor işte. Sen niye rahatsız oluyorsun?
Niye rahatsız olduğumu anlatayım: Bu tip sahneler normalleştikçe doz artıyor. Etkileşimi artırmak için “Birbirimizin eşine birden sarılıp tepkilerini ölçtük” başlığıyla videolar yayınlıyorlar.
Bunu da gördük maalesef. Rezaletin son perdesi diyeceğim ama alkış sürdükçe oyuna devam ediyorlar.
Bu tablonun adı sosyalleşme olamaz. Herkesin birbirinin eşiyle, hediyesiyle, yatak odası sırrıyla içli dışlı olduğu bu laubalilik senfonisi, toplumsal bir patolojidir.
Bazı dükkânların önüne kocaman “KAPATIYORUZ” yazarlar. Niye? Son malları satıyoruz ve her şey çok ucuz imajı vermek için. Bu videolar da ona benziyor. Her şeyde tenzilat var. Kalitede, değerlerde, eğlence anlayışında…
Ne var ne yok zararına veriyorlar! Pek kapanacakları da yok. Açıldıkça açılıyorlar.
“Ama biz çok samimiyiz. Ayrımız gayrımız yok! Eğleniyoruz ve bunu paylaşıyoruz.”
Hayır! Öyle bir şey yok! Ailenin ayrısı gayrısı olur. Olmazsa zaten aile olmaz.
Çünkü aile kapalı devre çalışan bir sistemdir ve omurgası gizliliktir. Dış dünyaya karşı sınırlarını ne kadar kalın çizerse o kadar güçlenir. Sınırların bu denli gevşediği, herkesin birbirinin hayatına fütursuzca daldığı bir yapıda aile kavramından söz edilemez.
Mahrem ve namahrem kelimeleri dilimizden çekilip giderse, Kişisel Verileri Koruma Kanunu sadece veriyi korur, insanı düzeltemez.
***
Modern dilde mahremin yerini alan gizlilik kelimesi, yalnızca teknik bir güvenceye işaret eder. Gizlilik, ihlal edilebilir bir açıktır. Mahremiyet ise yıkılmaması gereken bir kale, insan onurunun en derindeki katmanıdır. Modernite, bu onuru teknik bir ayara indirgeyerek derinliğini yok etti.
Namahrem de aynı akıbete uğradı. Bir pusulayı andıran bu kavram, insana nerede durması, nereye bakmaması, neye el uzatmaması gerektiğini hatırlatırdı. Modern dünya mesafeyi de bir engel saydı ve şeffaflık adına onu da feda etti.
Netice olarak mahrem ve namahrem kavramları arasındaki o ince ve zarif çizgiyi sildik. Her şeyin görünür ve erişilebilir olduğu bir şeffaflık hapishanesine mahkûm olduk.
Her şeyin açıkta olduğu yerde ne hicap kaldı ne de o hicabın doğurduğu derin estetik...
Mahremiyetin olmadığı yerde asalet barınamaz. Aileyi bir panayıra, eşleri birer sergi nesnesine dönüştüren bu zihniyet, en büyük darbeyi o halının üzerinde ağlaşan çocuklara vurmaktadır.
"Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi” hepimize hayırlı olsun. Ancak şu anki hâliyle belgeyi okuduğumuzda, ahlaki kaygıların nüfusu artırma kaygısının gölgesinde kaldığını görüyoruz.
İnşallah sadece doğurganlık üzerinde durulmaz, aile yapısındaki bu kırılganlık da fark edilir. Çünkü nüfusun sayısal gücü, ancak ailenin manevi dokusuyla birleştiğinde gerçek bir vizyona dönüşür.

