Bazen hikâyede özlü bir söz paylaşıyorum. Hemen “Hocam, hayırdır? Kime kızdın?” şeklinde mesajlar gelmeye başlıyor. Yani yazdığım yazıların mutlaka bir adresi olduğunu düşünüyorlar. Artık bir şey yazmaya çekinir oldum. Paylaşmadan önce “Acaba kim üstüne alınabilir?” diye yazıyı on kere okuyorum.
Peki böyle düşünmekte haklılar mı? Benim yazılarla ilgili yanılıyorlar ama genel olarak haklı olduklarını söyleyebilirim. Çünkü gerçekten de özellikle akşam 22.00 sularında sosyal medyada bir özlü söz geçidi başlıyor. Sanki herkes birilerine mesaj yolluyor.
Koynunda yılan besleyenler, vefanın sadece bir semt olduğunu fark edenler, iyi niyetinin son kullanma tarihi geçenler, herkese ederi kadar muamele etmeye karar verenler… Hepsi birden ortalığa dökülüyor.
Bir keresinde WhatsApp durumlarda ardı ardına gelen sitemkâr cümleleri görünce ben de “Arkadaşlar! Bir kişiye kızıp bütün rehbere ayar veriyorsunuz! Şu meseleleri aranızda halledin artık!” yazmıştım.
Bayağı bir gündem olmuştu.
İma dili ve edebiyatı
Peki ne oluyor da akşamın o saatinde insanlar birden kendini aforizmalara vuruyor?
Galiba olan şu… Gündüz iki kişi arasında ufak bir sürtüşme yaşanıyor. O an bir şey söylenmiyor ama akşam olunca zihnin kayıt odasında o sahne tekrar tekrar oynatılıyor.
Her şeyden işkillenmeye meyilli zihinlerde "İltifat mı etti, yoksa inceden laf mı soktu?" diyerek kelimelere otopsi yapılıyor. Konuşma sırasında kısılan gözler, hafifçe bükülen dudaklar, havalanan kaşlar olay yeri inceleme titizliğiyle yeniden analiz ediliyor.
Söylenemeyen cümlelerin biriktirdiği öfke, oda sıcaklığında bırakılmış hamur gibi sükûnetle kabarıyor. Ve akşam yemeğinden sonra gelen enerjiyle, kallavi bir aforizma olarak dijital âleme fırlatılıyor. Hikâyelerde mesai yapan bu cümleler genelde bir veya birkaç kişi için yazılıyor yani.
Mesela hikâyesinde “Fazla tevazuun sonu, vasattan nasihat dinlemektir” sözünü paylaşan kişi, muhtemelen bir farkındalık oluşturmayı falan amaçlamıyordur. Büyük ihtimalle gündüz kendisine üst perdeden konuşan birisine “Dümbük! Sen kimsin ki bana tavsiye veriyorsun!” demek istiyordur.
“Kimseden bir şey beklemediğin an, özgürleştiğin andır. Yalnızlık, en asil krallıktır" sözü ekrandaysa, muhtemelen birisi birisini ekmiştir.
"Emek sessiz konuşur. Ama bazı kulaklar yalnızca gürültüyü duyar" sözünü paylaşan kişi, iş yerinde onca çabasına rağmen fark edilmediğini haykırıyordur.
Yani birisi veciz bir söz paylaşıyorsa, büyük ihtimalle gündüz yapılan bir maçın rövanşını alıyordur. İstisnalar hariç tabii.
Lütfen ama!
Siz eski sevgilinize, huysuz eltinize ya da işgüzar patronunuza "Story" üzerinden ayar veriyorsunuz. Bunu anladık. Ama birileri birilerine ayar vermeye çalışırken, çocukların ve gençlerin ayarı bozuluyor. Bunu hiç düşünmüyoruz!
Ne alakası var demeyin sakın! Şöyle var:
Birçok genç tevazu kelimesiyle ilk kez sizin yazdığınız “Fazla tevazuun sonu vasattan nasihat dinlemektir” cümlesinde karşılaşıyor mesela. Niyetin ne olduğuyla ilgili tek satır yazı okumayan çocuklar, “İyi niyetimden dolayı hayatta hep kaybettim” diye ağlayan cümlelerinizde staj yapıyor.
“Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer vermeyeceksin. Bundan sonra herkese ederi kadar muamele” paylaşımınızı gören gençler, kimin ne kadar ettiğini hesaplıyor...
Yani bu öç alma seansları yüzünden çocuklar tevazuyu, iyi niyeti, değer vermeyi kusur sanıyorlar. Altın değerindeki kavramları öyle bir kirlettik ki artık teslimiyet deyince aklımıza acziyet, tevekkül deyince tembellik, sabır deyince koyun, kader deyince oyun geliyor.
Arkadaşlar, birisiyle problemimiz varsa gidip asıl muhatabıyla konuşalım. Çok kıymetli kavramları kişisel hesaplarımıza meze yapmayalım. Aramızdaki üç kuruşluk hesabı kapatacağız diye surda yeni gedikler açmayalım lütfen!

