Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Narkoz ve otopsi
0:00 0:00
1x
a- | +A

İki yıl önce bu köşede "Narkoz" başlığıyla bir yazı kaleme almıştım.

14 Nisan’da Kahramanmaraş’taki okul saldırısını gerçekleştiren katilin haberi önüme düştüğünde sarsıldım. İki yıl önce yazdığım satırlar, bir caninin zihin haritası olarak karşımda duruyordu. Bulanık bir şekilde çizdiğim silüet, bir katilin eşkaline dönüşmüştü.

O yazı bugün otopsi masasında. 5 madde hâlinde bazı bölümleri alıntıladım ve altına bugüne dair notlar ekledim.

1. Wattpad platformundaki kitaplarda “kötü çocuk” karakterleriyle sapkınlık, şiddet ve tekinsiz tipler rol model yapıldı. Efendi, dürüst çocuklar sahnenin dışına itilirken, her türlü pisliği yapanlar spot ışıkların altında parlatıldı. Uyuşturucu, cinsel şiddet ve sapkınlık dolu satırlar milyonlarca çocuğun zihnini zehirledi.

Katil, bu zehirli edebiyatın ete kemiğe bürünmüş hâli gibi… Sosyal yetersizliklerini ve silik karakterini, o satırlarda parlatılan "tekinsiz ve kötü çocuk" imajıyla takas etti. Efendi olmayı "eziklik" olarak kodlayan bir kültür, ona okul koridorunda elinde silahla yürürken giyinebileceği sahte bir karizmanın kapısını araladı.

2. Sosyal medyada şöhret duygusunu tetikleyen ego-sistem sayesinde, daha çok tanınmak, daha çok beğeni almak için “yapılmayanı yapmak” gerektiği zihinlere kazındı. Her türlü rezalete alkış tutan popüler kültür, anormali normalleştirdi. Evin perdeleri ardına kadar sıyrıldı, mahremiyet ve mahcubiyet ayıp sayıldı. Anadolu coğrafyasında bir erdem olarak görülen yüz kızarması büyük bir zaaf olarak algılandı.

Katilin bu eylemi sessiz bir cinnet değil, bir sahne şovuydu. Deftere yazdığı "Herkes beni tanıyacak" ifadesi, şöhret arzusu ve "yapılmayanı yapma" hırsının kanlı bir ispatıydı. Utanma mekanizması işlevsiz kılınmış birisi için bu eylem, çok etkileşim alacak bir içerik üretimiydi.

3. Kişisel gelişim ve reklam sektörü, sınırları aşmak, çerçevenin dışına çıkmak ve prangaları parçalamaya özendirdi. Kurtlar “Sürüden ayrılın” pankartları taşıyarak gösteriler düzenledi. Çakallar, özgürlük sloganları atarak şehre indi. Kibir, öz güven sosuna bandırılıp servis edildi. Tevazu, ezik sıfatıyla yerle bir edildi. Sonuçta öz güven zehirlenmesiyle herkese kin kusan bir gençlik peydahlandı.

Katilin dijital platformlardaki paylaşımlarında görülen o hastalıklı narsisizm, öz güven soslu kibirden beslendi. Topluma, kurallara ve insanlara duyduğu kin, ona "prangaları parçalayan bir üst-insan" olduğu yanılsamasını yaşattı. Neticede tevazuyu "eziklik" olarak gördüğü için, kendi yetersizliğini başkalarının canına kıyarak aşmaya çalıştı

4. Anı yaşama modası, gençleri geçmiş ve gelecekten kopararak tek bir anın içine hapsetti. Sonsuz bir hayatı içine sindiremeyenler, birkaç yıllık dünya hayatına bile katlanamayan zihinler ürettiler. “Anda kal” sloganı, yapılan eylemin gelecekte ne tür sonuçlar doğurabileceği düşüncesini öldürdü. Feraset hamasete yenildi. İtidal üzere yaşama fikri, “Just do it!” türünden sloganlarla yere serildi.

Eylemin doğuracağı sonuçları hesaplama refleksi, bu söylemlerle sistematik biçimde köreltildi. Katilin o donuk soğukkanlılığı, "anda kal" felsefesiyle nihilizmin kesiştiği noktaydı. Sonsuzluk duygusu elinden alınmış, yarını olmayan bir zihin için öldürmek, bir varoluş biçimiydi. Masum hayatları yok etti çünkü hiçbir zaman sonrasını düşünmeyi öğrenemedi.

5- Özgürlük temalı kampanyalarda “Aileni, cinsiyetini, milliyetini, dinini sen seçmedin!” sloganıyla gençlere ek tercih dönemi sunuldu!” “Özgür olun, hiçbir dayatmayı kabul etmeyin!” diye bağıranlar, gençlere kendi doğrularını dayattılar ama fark eden olmadı. Anormali hoş görmekle başlayan bu hikâye, normali hor görmeye kadar geldi.

Katilin dijital kimliğinde öne çıkan "trans-kız" imajı, üçlü ilişki sarmalı ve aile kavramına duyduğu nefret, bu "köksüzleştirme" propagandasının en ağır faturasıydı. Kendini ait hissedeceği hiçbir çıpası kalmayan katil, düştüğü boşluğu en radikal, en sapkın ve en şiddetli kimliklerle doldurmaya çalıştı. Yaşama hakkını bile bir dayatma olarak gören bir zihni üreten, ona "her şeyi sorgula, hiçbir şeye bağlanma" diyen bu kültürdü.

***

Dünya tarihi boyunca kötülük yeryüzünden hiç eksik olmadı. Sapkınlıklar, cinayetler, savaşlar hep vardı. Ama kötülüğün zihinlerde bu kadar aklandığı, şeytanın bu kadar şık giyinip nazik olduğu bir dönem yaşanmadı!

Şimdi çocukların zihinlerini korumasız bırakan platformları, şirin görünen sapkınlıkları ve aile bağlarını "pranga" olarak sunan bu yıkım kültürünü yeniden sorgulamanın tam vakti!

Çünkü uyanmak artık bir tercih değil, hayatta kalma meselesi!

Salih Uyan'ın önceki yazıları...