BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Tunus’ta darbe girişimi: Arap Baharı doğduğu yerde gömülmek isteniyor

Prof. Dr. Mehmet Şahin
Facebook
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, "Ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü şartları” bahane ederek parlamentoyu askıya aldığını, hükûmeti feshettiğini, milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırıldığı ve tüm yetkileri elinde topladığını açıkladı. Ayrıca mevcut Başbakan Hişam el-Meşişi'yi görevden aldığını, onun yerine atayacağı bir başbakanla yürütmeyi devralacağını bildirdi.
Maalesef, Tunus Cumhurbaşkanının bu açılmasının siyasi literatürde bir karşılığı var.
O da; darbedir.
Nitekim, 2010 Aralık ayından beri Tunus’ta demokrasinin zemin bulması ve yerleşmesi için imkânı olmasına rağmen yetki paylaşımına giderek demokrasiye yumuşak bir geçişin önünü açan ve şu an Meclis Başkanı olan Raşid el Gannuşi, Cumhurbaşkanı’nın açıklamasını bir darbe girişimi olarak niteleyerek “Tunus halkını ve sivil güçlerini meşruiyeti olmayan bir diktatörün önderliğindeki darbeye karşı koymaya çağırıyorum” dedi.
Yine devrimden sonra cumhurbaşkanlığı yapan ve muhafazakâr gelenekten gelmeyen Merzuki, yaşananların bir darbe olduğunu, bu darbe girişimini şiddetle kınadığını ve Tunus halkına darbeye karşı koyma çağrısı yaptı.
 
Tunus’ta yaşananlar niye önemli?
 
Tunus, Aralık 2010’da başlayan “Arap Baharı” diye adlandırılan Arap Halk Hareketleri’nin başladığı ilk yerdir. Zaman zaman sıkıntılar yaşansa da halk hareketleri sonucunda demokratik sürecin işletilmeye başlandığı, siyasi gruplar/partiler arasında uzlaşının olabileceğinin gösterildiği ve seçimlerle iktidarın el değiştirilebileceği örneğinin devreye sokulduğu ve bunun için cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılabildiği örnekliğinin ortaya konulduğu bir yerdi. Kısaca, demokrasinin Mağrip’te zemin tutmaya başladığı ve Arap dünyası için örnek oluşturduğu yer olarak görülüyordu.
Tunus dışında neredeyse halk hareketlerinin yaşandığı tüm ülkelerde, Mısır’da olduğu gibi ya darbe yapıldı ya da Suriye, Yemen örneklerinde olduğu gibi iç savaş sürecine sürüklendi.
“Tunus deneyimi” bunun için önemliydi. Öyle anlaşılıyor ki söz konusu bu deneyim doğduğu yerde gömülmek isteniyor.
 
Tunus’ta yaşananları nasıl okumak lazım?
 
Tunus’ta yaşananları üç düzeyde ele almak yaşananların daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır;
1) Ülke içindeki iktidar/güç mücadelesi,
2) Bölgesel korkular ve güç mücadelesi,
3) Bölge dışı güçlerin bölgeye yönelik politikaları.
2010’un sonunda yaşanan devrimle, ülke içindeki güçleri azalan ve güç kaybeden kesimler bir türlü yaşananları hazmedemediler. Demokratik sürecin işlemeye başlamasıyla alışık oldukları düzenin yok olmaya başlaması hiç hoşlarına gitmedi. Onun içindir ki Mısır’daki darbe örneği üzerinden hep fırsat kollayıp iç ve dış “şartların olgunlaşması”nı beklediler.
Ülke içi şartlardan daha da önemlisi, bölge güçlerinin Arap Halk Hareketlerine bakışıdır. Rejimin adı ister Birleşik Arap Emîrlikleri gibi emîrlik, ister Suudi Arabistan Krallığı gibi krallık, isterse Suriye Arap Cumhuriyeti gibi cumhuriyet olsun, 2010 sonunda bölgede yaşanmaya başlanan “demokratik talep kabarması”nı hayati bir tehdit olarak gördüler. Hızla yayılan dalganın ellerinde tuttukları rejimleri altüst edeceğini düşünerek halk hareketleri içinde yer alan ve onları destekleyen tüm yapıları düşman ilan ettiler. İhvan örneğinde olduğu gibi süreci destekleyen kesimler “terörist” ilan edilirken, düşman olarak görülen İsrail dost olarak kabul görmeye başlandı. Bu rejimlerin tek motivasyon kaynağı rejimleri korumaktır, gerisi teferruattır. Bu yüzden rejimlerin adı ve rengi ne olursa olsun ortak hareket ettiler. Halk hareketlerinin içinde yer alanlar “terörist”, onları destekleyen Katar ve Türkiye gibi nadir ülkeler ise hasım olarak görüldü. BAE gibi bazı Arap ülkelerinin İsrail ile “İbrahim Anlaşması”nı imzalamalarının altında yatan neden burada aranmalıdır. İsrail, halk hareketleri sonucunda ortaya çıkan siyasi ve toplumsal iklimi kendisi açısından “kâbus” olarak gördü.
Bölge dışı güçler, bölgede halk hareketleri başladığında destekliyor görüntüsü verseler de değişim yaşanan ülkelerde yapılan seçim sonuçlarından hiç memnun olmadılar. Nerede seçim yapılmışsa, İhvan örneğinde olduğu gibi, istemedikleri yapılar ön plana çıkmaya başladı. Bölge dışı güçlerin haksızlık üzerine kurdukları düzen sorgulanmaya başlandı. Halkın talepleri değişim yaşanan ülkelerin iç ve dış politikasında değişiklikler olabileceğini gösterdi.
 
El birliği ile örneği ortadan kaldırmak
 
“Arap Baharı” olarak adlandırılan Arap Halk Hareketleri sonucunda; ortaya çıkan durumdan rahatsız olanlar, içeride ve dışarıda iktidarı kaybetme korkusu yaşayanlar, bölgede kurdukları düzenin yıkılmasını istemeyenler, iradeyi halka devretmek istemeyenler el birliği ile “Tunus örneğini/deneyimini” doğduğu yere gömüp üstüne beton dökmek istiyorlar.
Bölgede sadece “Yusuf”lar yok, çağdaş “Firavun”ların da olduğunu hesaba katarak hareket etmek gerekmektedir.
Orta Doğu’da demokrasi başka bir “Bahar”a mı?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619924 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-mehmet-sahin/619924.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT