BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

DÜN DİYE BİR GERÇEK VAR!

Uzun iktidarların böyle bir yükleri vardır.

İşbaşına geldikleri zamanla bulundukları ân arasındaki fark, çok kere unutulur.

Her icraatta hatalar da yaşanır, yanlışlar da olur.

Hükûmet edip de eksiksiz, yanlışsız olmak mümkün değildir…

Mevcut iktidar günleriyle onun işbaşına gelmeden önceki dönemi kıyaslamak şarttır. İktidar gittiğinde yerine gelecek muhtemel iktidarın resmedeceği tabloyu okumak da şarttır.

AK Parti ve daha geniş ifadesiyle Cumhur İttifakı iktidarı, geniş bir yorumla izah etmek gerekirse DP-Demokrat Parti, AP-Adalet Partisi, ANAP-Anavatan Partisi, DYP-Doğruyol Partisinin devamı mahiyetindedir. Karşısında da bakmayınız bugün "düşmanımın düşmanı dostumdur" hırsıyla hareket eden yarım düzine muhalif partinin olmasına. Cumhur İttifakı’nın karşısında esasında CHP, Tek Parti Zihniyeti vardır. Bu zihniyet, egemen olduğu dönemlerde millete hizmet sunma yerine onun varoluş değerleriyle mücadele etmiştir…

CHP’nin iktidar olduğu ‘70’lerde musluklardan sular akmaz oldu. Tavandaki ampuller ışığa hasret kaldı. Şeker, yağ, tuz bulunmaz oldu. Havagazı yoktu, doğalgazın adı bilinmiyordu, tüp gaz kuyruklarında cinayetler işleniyordu. Benzin, mazot, gübre çok zor temin edilebiliyordu. Ramazanlarda sahura kalkınca ampulde ışık, muslukta su olmuyordu. Sokaklarda çöp dağları meydana geliyordu. Kokan, mikrop saçan bu dağlar, haftalarca kaldırılmazdı. İstanbul’da Haliç’ten ve Zeytinburnu sahilinden geçerken dehşetli pis kokudan dolayı âdeta burunlar düşüyordu. Yollar dar ve ilkeldi, otobüsler çağ dışıydı. CHP’ye rağmen zar-zor ilk Boğaziçi Köprüsü yapılabilmişti. Ev meselesi faciaydı, ev sahibi olmak aya gitmek kadar zordu. Kiracılık sanki tutsaklıktı. Ulaşım berbattı, sağlık hizmetinin sadece adı vardı ve vaziyet felaketti. İlaç bulunamıyordu, hekim yetmiyordu. Bu şartlarda bir de günde 20-25 talebe, işçi, polis katlediliyordu. Ortalık kargaşa içindeydi. Devlet dairlerinde, alışveriş mağazalarında, hava meydanında, garajda mescid olması hayal bile edilemezdi. Devlet, maaş ödemekte zorlanıyordu ve maalesef 70 sente muhtaç hâllere düşmüştü. Enflasyon, yüzde 70’lerdeydi, taksit veya gecikmeyle maaş alınınca hemen döviz bürolarına koşulur, TL dövizle değiştirilirdi. Ne yazık ki dünyada itibarımız çok aşağılardaydı…

Bunlar birer misaldir ve on kere, yüz kere çoğaltılabilir.

Bu manzara 1930’lar ‘40’ların Jandarmanın Kur’ân öğreten ve öğrenenleri tüfekle kovaladığı, İstiklal Mahkemelerinin insan astığı yıllardan değil. 1970’lerden.

Yaşadığımız şu günlerdeki büyük imkânların yüzde biri o günlerde mevcut değildi. Bugün, her şehirde en az bir üniversite var, her şehirde hastaneler mevcut, ilaç sıkıntısı yok, her şehir yurdun diğer taraflarına geniş yollar, muntazam tünellerle bağlı, her şehirde en az bir havalimanı bulunmakta. Hızlı trenler, metrolar, metrobüsler, tüneller, köprüler devrede. Bugünkü Türkiye ile dünkü Türkiye kıyas kabul etmez…

Ne var ki bu iktidar 3 Kasım 2002’de işbaşına geldiğinde 7 yaşında olan çocuklar, şimdi 30’undalar. Onlar, dedelerinden, ninelerinden ekmeğin karne ile verildiği karanlık günleri dinleyemediler. ‘70’li yılları anlayamadılar. Zannettiler ki Türkiye, hep bu bolluk ve zenginlik içindeydi, hep bu refah seviyesindeydi. Hayır değildi. Bu bolluk ve zenginlik yolunu açma hamlesi Adnan Menderes’le başladı fakat bedelini hayatıyla ödedi. Süleyman Demirel 1971 ve 1980’de iki kere darbeye maruz kaldı. Turgut Özal, şüpheli bir şekilde öldü, Necmettin Erbakan 28 Şubat 1997’de darbeyle alaşağı edildi. Recep Tayyip Erdoğan, E’den F’ye türlü muhtıra ve darbe teşebbüsüne maruz kaldı ama canı pahasına mukavemet etti.

Bugün devlet, savunma sanayiinden ilaca, yoldan, dış politikaya kadar her sahada devâsâ bir mücadele içinde. Türkiye Cumhuriyeti, artık en azından bir bölge kuvvet ve kudreti olmuştur. Bu kalkınma, bu büyüme çekilemiyor. 1970’lerde içeriden körükledikleri terörü 40 yıldır ve bilhassa şimdilerde azgın şekilde dışarıdan kışkırtmaktalar. Taşeron örgütlerle devlet ve vatan parçalanmak istenmekte. Cumhur İttifakı; Sn. Erdoğan Sn. Bahçeli, tehlikenin farkındalar. Onun için kardeşçe kenetlenmiş vaziyetteler…

Enflasyon yok mu? Var. Zam yok mu? Var. Haksızlık, hata, yanlış yok mu? Var. Bu sayılanlar daha da çoğaltılabilir. Ama iyi niyet ve dirayetle üstesinden gelinebilir. Bunları dile getirenlerden bazıları samimi ve mağdur olan vatandaşlar, diğerleri ise bilerek veya bilmeyerek terörün değirmenine su taşıyanlardır. Hadise asla bir iktidar ve iktidara destek verme meselesi değildir. Mesele, kat’iyyen parti hadisesi olarak görülmemeli. Bu dönemde yapılacak yanlış bir tercihle Tek Parti Zihniyeti’ne yol verilmiş olur. O zaman ülke vesayete, dış güçlere teslim olma zorunda kalabilir. Küçük hesaplara düşmemeli, dün adlı gerçeği asla unutmamalı, büyük dâvâların insanı olmalı. 2023’e kadar yoldaki mayınlara çok dikkat etmeli, tuzağa düşmemeli.

Tarihiyle yüzleşmeyen, Tek Parti Zihniyeti’nin icraatlarını reddetmeyen CHP onlara sahip çıkıyor demektir. İnandırıcı olamaz. Kaldığı yerden yoluna devam eder…

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621003 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/621003.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT