BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Hak etmediğim şeyleri duyuyorum!"

Şerif’in ortadan kaybolduğunu duyan alacaklılar gerçekten de Nazan’ın kapısında birikmeye başlamışlardı.
 
Hacer başını geriye attı. İri yeşil gözleri fal taşı gibi açılmıştı:
- Bu saatten sonra boşanmayıp da ne yapacaksın? Bu adamla ömrün kalanı geçer mi? Güvenilir mi Allah aşkına?
Bekir yutkundu:
- Onu bırak sen, alacaklılar kapına dayanacaktır birkaç gün içinde. Evinin eşyasına haciz koydururlar. Ne yapacaksın Nazan?
Omuzlarını kaldırdı genç kadın:
- Canımı alacak değiller ya, ne isterlerse alırlar ağabey! Ben evladıma hasret kalmışım, umurumda değil evin eşyası falan... Alsınlar. Bir ceket bana yeter. Zaten kalamam o evde. Nasıl öderim, neyle öderim kirasını?
Hacer üzgün bir şekilde baktı arkadaşına. Nazan yutkundu:
- Size de nasıl teşekkür etsem azdır. Bana kucak açtınız. Ama ben oğlumu bulacağım. Onları arayacağım. Emre Can’ımı geri alacağım. Ben bakarım oğluma...
Hacer ağlamamak için zor tutuyordu kendini. Nazan’ın çaresizliğine yürek dayanmıyordu.
           ***
Şerif’in ortadan kaybolduğunu duyan alacaklılar gerçekten de Nazan’ın kapısında birikmeye başlamışlardı. Herkes son derece öfkeliydi. Zavallı Nazan çaresizlik içinde iki elini iki yana açıp melul melul bakıyordu gelenlerin yüzüne.
- Ben bilsem nerede olduğunu söylemez miyim? Ben de bilmiyorum...
İçlerinden kerli ferli olan bir adam haykırdı:
- Bunların hepsi danışıklı dövüş! Nasıl bilmezsin kocanın nerede olduğunu? Mutlaka haberin vardır... Birlikte kararlaştırmışsınızdır... Sen de bizi defedip yanına gideceksin değil mi?
Nazan ağlamaklı bakmıştı adamın yüzüne. Hak etmediği suçlamalar canını yakıyordu. Yutkundu:
- Ağabey, bir canım var, işine yarayacaksa al! Ben neler yaşıyorum biliyor musun? Bir tanecik varlığımı da kaçırdı giderken Şerif. Oğlumu da götürdü... Ben bulsam yerini gidip oğlumu söküp alacağım... Hayatım boyunca yalan söylemedim, kimseyi incitmedim. Şimdi bu adamın yüzünden içine düştüğüm duruma bak, hak etmediğim şeyleri duyuyorum. Ağırıma gidiyor.
Bakkal Mehmet acıyarak baktı genç kadına:
- Bacıyı ben tanırım, dediği gibi, dürüst, borcuna sadık bir kadındır. Olanlarla onun bir ilgisi yok. Yüklenmeyin kadıncağıza...
Alacaklılar homurdanmaya başladılar. Nazan minnetle baktı bakkal Mehmet’e... Yeşil, iri gözleri hüzün doluydu. Ürkek bir tavırla yutkundu:
- Ağabeyler, evimiz bu! Buyurun, işinize gelen varsa alın içinden. Param yok ki size yardım edeyim, borcunuzu vereyim. Ne haberim var bu borçlardan, ne de param var benim. Ben de sizin gibi mağdurum...
Her kafadan bir ses çıkıyordu. Birkaç tanesi eve girdi ve gözüne kestirdiği bazı eşyaları kucaklamaya başladı. Ardından sanki zincirlerinden boşalmış gibi hepsi birden hücum ettiler içeriye. Nazan kapının eşiğinde çömelmiş, sessizce ağlıyordu. Yıllardır oturduğu evi talan ediliyordu. Her parça eşyanın ayrı bir değeri vardı oysa gözünde. Yılların yaşanmışlığının on beş dakika içinde darmadağınık edilişini seyretti. Koltuk takımına kadar almışlardı. Yerlerde birkaç parça giysi kalmıştı. İşe yaramayan kırık dökük şeyler vardı odalarda... DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
600096 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/seckin-baskan/600096.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT