BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İki öğrencimin, iki babası...

“Çay söyledim. İçmeye başladık... Doğrusu her ikisi de bana saygıda kusur etmiyorlardı...”
 
Şimdi hatıralarıyla avunan emekli bir öğretmenim. Şimdiye kadar köy yerlerinde birbirinden güzel hatıralarım olmuştur... Ama yıllar önce yaşadığım bir hatıra var ki hiç unutmuyorum. Beni ziyarete gelen, ikisi de eski öğrencim olan karı koca, bu hatırayı kaleme almama sebep oldular...
Nereden nereye... İlk öğretmen okullarını kazanan öğrencilerin adlarını, adreslerini göndermiştim. Bu öğrenciler, velileri ile birlikte okula geliyorlar ve işlemlerini tamamlatıyorlardı...
İlk gelen öğrencim ve velisi uzak bir köydendi. Babasının adı Hüseyin’di. Bu öğrencim, Akçadağ İlköğretmen Okulunu kazanmıştı. Babasıyla birlikteydi... Onların işlemlerini bitirirken, yine aynı köyden Muhtar Şevket ile kızını da görmüştüm.
Onlar da aynı işlem için gelmişlerdi. Muhtar, şöyle bir kapıdan içeri bakıyor, görünmeden hemen uzaklaşıyordu... Anlamıştım sebebini. Çağırttım onu. Kızının elinden tutmuş olarak biraz mahcup daireden içeri girdi.
Kızı da Urfa Kız İlköğretmen Okulunu kazanmıştı. Baba-kız, gittiler dairenin bir köşesindeki sandalyelere oturdular. Bu iki ailenin arasında kan davası olduğunu duymuştum. Yanıma çağırdım. İki baba, karşılıklı oturdular. Ama ne babalar, ne de çocuklar birbirlerinin suratına bakıyordu!..
İkisi de sadece ben çağırdığım için bir araya gelmişti. Çay söyledim. Bir öğretmenin velisine çay söylemesi o yıllarda gerçekten ikram sayılırdı. “Hocam ne gerek vardı? Sağ olun” demelerine rağmen çaylar geldi. İçmeye başladık...
Doğrusu her ikisi de bana saygıda kusur etmiyorlar, beni çok seviyorlardı:
-Hüseyin, dedim birine. Sana bir öğretmen olarak samimi bir şey sorsam bana samimi cevap verirsin değil mi?
-Estağfirullah Hocam o ne demek buyurun.
-Bu çocuklar altı yıl sonra, öğretmen olup gelecekler inşallah.
-Allah nasip ederse inşallah…
-Diyorum ki muhtarın şu güzel kızını Allah’ın emri ile oğluna almak ister misin?
Hiç beklemediği bir soruydu. Bir sarsıldı. Hüseyin de, muhtar da yere bakmaya gözlerini birbirinden kaçırmaya çalıştılar. Ben sorumu tekrar ettim.
Mırıltı hâlinde cevap verdi:
“Allah yazdı ise ne diyebiliriz ki Hocam, isterim” dedi.
Şimdi sıra ikinci zor sorudaydı. Aynı soruyu muhtara da sordum.
O da kızardı bozardı... Sigarasını çıkarıp evirdi çevirdi. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621531 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/unal-bolat/621531.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT