BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İdlib ve izdüşüm siyaseti

İdlib’den arka arkaya gelen şehit haberleri ve temmuz ayından bu yana artan Rusya’nın hava taarruzları, bütün gözleri İdlib ve Suriye üzerine çevirdi.

İdlib, Suriye iç savaşı sonrası Suriyeli muhalefetin çok yoğun yaşadığı bir bölge. Boşaltılan yerlerden gelen Suriyeliler ile birlikte yaklaşık 3,5 milyon insanın barındığı bir alana dönmüş durumda. Bu kadar yoğun bir nüfusun yaşadığı bölgede oluşacak bir huzursuzluk, doğrudan Türkiye’ye yönelik göçü de tetikliyor.

Sırf bu sebepten, Türkiye 5 Mart 2020 tarihinde imzalanan ateşkes öncesi, rejim güçlerine ve İran destekli terör örgütlerine karşı acımasız bir harekât gerçekleştirdi. Türkiye’nin bu kararlı tutumu olmasaydı milyonlarca Suriyeli rejimin katliamlarından yine Türkiye’ye sığınmak durumunda kalacaktı.

Böyle bir göç dalgası gerçekleşse idi, zaten var olan 4 milyon sığınmacıyla birlikte Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve demografik dengelerinde büyük sarsıntılar yaşanacağından kimsenin tereddüdü yoktu. Türkiye’nin korakor bir mücadele vermesinin ana sebebi de bu göç dalgasının önüne geçmekti.

5 Mart 2020’de imzalanan ateşkes ile birlikte, Türkiye İdlib kaynaklı sığınmacı akınının önüne geçti. Hatta sağlanan göreceli huzur ile, 300 bin civarında Suriyeli tekrardan evine dönme imkânı buldu.

 

Sürekli çatışma alanı hâline dönen İdlib!

 

Suriye iç savaşına Rusya’nın müdahil olmasından bu yana, İdlib ve civarındaki çatışmalar hiç sona ermedi. 2018 yılı başında yoğunlaşan çatışmalar, aynı yılın eylül ayında sağlanan Soçi Mutabakatı ile sona erdi. Daha sonra 2019 Mayıs ayında tekrardan başlayan rejim saldırıları, Ağustos 2019 tarihinde yeni bir ateşkes ile sonlandı. Ağustos ayındaki ateşkes de çok uzun sürmedi ve Aralık 2019 tarihinde hem rejim unsurları hem de İran destekli terör grupları, Rusya’nın da desteği ile İdlib’in tamamını ele geçirip bu bölgede yaşayan milyonları da Türkiye’ye sürme planını devreye koydular.

İşte bu nokta, Türkiye’nin iç savaşın başından bu yana hem rejim unsurlarına hem de İran destekli gruplara en ağır şamarı vurmasının önünü açtı. Türkiye’nin sessiz sedasız bu bölgeden çekileceğini ve bölgede önemli bir demografik değişime imza atacaklarını düşünenler fena yanıldılar ve 5 Mart 2020 tarihinde Türkiye ile Rusya arasında sağlanan ateşkes ile İdlib göreceli bir huzura kavuştu. Ama bu huzur ortamının da uzun süreli devam etmeyeceğini anlıyoruz.

Temmuz ayından bu yana artan Rusya’nın hava saldırıları, rejimin Rusya’dan tedarik ettiği daha gelişmiş silah ve mühimmatlar ile ateşkesi ihlali ve TSK unsurlarının ismi ilk defa duyulmuş uydurma terör gruplarınca hedef alınması, bize önümüzdeki süreçte İdlib merkezli çatışmaların artacağına dair yeteri kadar emare sunuyor.

 

İdlib, Rusya’nın istediği anda oynayabileceği sinir ucu olmaktan çıkarılmalı

 

Kabul etmek gerekir ki Rusya ve Türkiye ilişkileri tek boyut üzerinde ve doğrusal bir şekilde ilerlememekte. Bir taraftan iki ülke arasındaki ticaret, turizm ve yatırımlar varken, diğer taraftan etrafımızdaki birçok merkezde de yoğun bir Türk-Rus rekabeti mevcut. Türkiye ile Rusya arasındaki bu rekabet Ukrayna’dan Dağlık Karabağ’a ve Libya’ya kadar arttıkça, Rusya elini sürekli olarak Suriye coğrafyasında yükseltmeye gayret ediyor.

Şimdi de ay sonunda Soçi’de gerçekleşecek üçlü zirve öncesi, bir taraftan İdlib’de isimsiz terör örgütlerine saldırılar düzenletilirken, diğer taraftan Esad Moskova’yı ziyaret ediyor, Lavrov bildik ezberini tekrar ederek Türkiye’nin İdlib bölgesinde terör ile mücadelesinde verdiği sözü tutmadığından dem vuruyor. İki gün önceki Esad ve Putin zirvesi sonrasında da Suriye devletinin daveti ya da BMGK kararı olmaksızın bölgede bulunan tüm ülke askerlerinin Suriye toprağını terk etmesi gerektiği vurgulanıyordu.

Acaba birileri Putin’e ‘tokmak sende, davul bizim omuzda’ sözünü tercüme edebilir mi?

Suriye iç savaşının tüm yükünü Türkiye sığınmacılar ve terör üzerinden üstlenirken Türkiye’nin buradaki varlığını tartışmak tam bir akıl tutulması. Rusya’nın bu konuyu siyasetin satranç tahtasında sürekli olarak kullanmak isteyeceği açık. O yüzden Türkiye’nin İdlib merkezli hiçbir oldubittiye müsaade etmemesi gerektiği aşikâr.

Ayrıca, Rusya’nın desteği ile rejim ve İranlı terör grupları tekrardan İdlib’de yaşayan milyonları Türkiye’ye sürme maksatlı bir askerî hareketlilik içerisine girerlerse, bu sefer verilecek karşılık İdlib coğrafyası ile kısıtlı olmamalıdır.

 

İç siyaset değil, izdüşüm siyaseti

 

Suriye merkezli bu sıkıntılı süreç devam ederken aklımı kurcalayan sorunun cevabını iç siyasette bulmakta gecikmedim.

Acaba Rusya’nın bu hamlelerine iç siyasetten nasıl bir açıklama gelir diye kendi kendime konuşurken, CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay Türkiye’nin DEAŞ’a destek verdiğini, Özgür Suriye Ordusu’nun içinde DEAŞ ve HTŞ militanlarının yer aldığını ve 900 km uzunluğundaki Suriye sınırının ÖSO denilen terör örgütüyle korunduğuna dair akla ziyan açıklamalar yaptı.

Bu açıklamaların neresini düzelteceğimi bilemiyorum, ama bildiğim bir şey varsa o da Türkiye şayet bir hukuk devleti ise mezkûr kişiden iddialarının ispatını istemelidir.

Sayın Altay, birilerinin hatırına iftira attığınız Suriye Millî Ordusu (ÖSO) isimli oluşum Genel Başkanınızın ‘terör örgütü olarak görmeyiz’ dediği YPG’ye karşı kanı ve canı ile mücadele veriyor.

Terörist olarak görmediğiniz YPG unsurlarının Türkiye’ye sızmalarında, en dış hatta ve kontrol noktalarında kahramanca mücadele vermeleri ve bu sayede Mehmetçiğin saçının teline halel gelmemesi midir sizi rahatsız eden?

Anlıyoruz, HDP ile olan ilişkiniz sebebi ile Suriye’de açılan güvenlikli bölgelerde uygulayacağınız siyasete dair tek kelam etmiyorsunuzhem camide safa girip hem kilisede mum yakmak istiyorsunuz, lakin ağzınızı büzüşünüzden artık Ömer diyeceğinizi anlamış durumdayız.

Görünen o ki olası bir CHP iktidarında Suriye muhalefeti ile olan ilişki sonlandırılarak, terör örgütü olarak görülmeyen YPG’ye birkaç isim değişikliği daha yaptırılacak ve terörün sınırlarımızın dibinde koridor oluşturmasına da göz yumularak HDP ile yürünen yolun diyeti ödenecek.

Peki o zaman ne olur?

Bunun faturasını bu topraklarda yaşayacak evlatlarımız nesiller boyu öder, Ege’de oluşan statükonun bedelini yıllardır ödediğimiz gibi...

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620632 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/620632.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT