Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
‘Atlantik İttifakı’ çatırdıyor mu?
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD Başkanı konuştukça batıyor!

Konuştukça yaşı da küçülüyor sanki. Bazen açıklamaları yedi -sekiz yaş seviyesine kadar inebiliyor. Öyle ki Donald Trump, toplamda elli kelime ile konuşan bir Başkan… Bu hâliyle bir de dünyayı yönetmeye çalışıyor!

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Mart 2026 tarihinde Financial Times'a verdiği röportajda NATO müttefiklerine net ve sert bir mesaj gönderdi: “Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yardım etmezlerse, ittifak için çok kötü bir gelecek kaçınılmaz olur.” dedi.

Bu açıklama, İran-İsrail savaşının sertleştiği, İran'ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapattığı ve küresel petrol fiyatlarının rekor seviyelere ulaştığı bir dönemde gerçekleşince ABD için savaşın hem iyi gitmediği hem de bu savaşı bir an önce noktalamak istediği şeklinde değerlendirmek mümkün.

Küresel enerji akışının kesintiye uğraması elbette tüm dünyayı etkiliyor. Türkiye dâhil birçok NATO üyesi ülke, bu boğazdan geçen petrol ve gaz sevkiyatına bağımlı. Ancak savaşı keyfe keder İsrail’in teolojik ve jeostratejik menfaatleri doğrusunda başlatan Trump ve Netanyahu ikilisi, NATO ve üye ülkelerin kendi ulusal çıkarları ve risk değerlendirmelerini hesaba bile katmıyor! Bu da ittifakta çok ciddi bir rahatsızlık oluşturuyor. Öte yandan gerek Türkiye’nin gerekse Avrupa'nın temkinli tutumu, son yıllarda artan “stratejik özerklik” tartışmalarının da bir nevi doğrudan yansıması olarak görülebilir.

Trump, Avrupa ülkelerinin yanı sıra Çin, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeleri de bu savaşa davet ederken, NATO ittifakının geleceğini de doğrudan bu desteğe bağladı. Ancak Avrupa başkentlerinden gelen cevaplar temkinli ve mesafeliydi. Almanya, Fransa ve İngiltere “bu bizim doğrudan çatışmamız değil” tonunda açıklamalar yaptı.

İttifak üyeleri tarafından Trump'ın bu beklentisi NATO’yu ABD’nin (ve dolaylı olarak İsrail'in) Orta Doğu politikalarına daha fazla entegre etme (alet etme) yönünde yorumlanıyor! Bu da ittifak içindeki güven, eşitlik ve diplomasi ilkesini zedeliyor.

Dolayısıyla 5. Maddenin uygulanabilmesi için Hürmüz Boğazı’ndaki krizin coğrafi olarak ittifakın geleneksel savunma alanının içinde bulunması icap eder. İttifakın bu tür bölgesel enerji güvenliği meselelerine doğrudan müdahil olması, NATO'nun asli misyonunu suni olarak genişletme, daha doğrusu sulandırma riski taşıyor!

Diplomatik bir perspektiften bakıldığında, Trump’ın beklentisi, ittifakın temel ilkeleriyle ilgili önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor. NATO, 1949 Washington Antlaşması'yla kurulduğunda, temel amacı üye ülkelerin toprak bütünlüğü ve güvenliğine yönelik kolektif savunma sistemi olmanın yanı sıra özellikle ‘Madde 5’ kapsamında bir üye ülkeye saldırı durumunda devreye giren bir mekanizma olarak tasarlanmıştı.

Trump'ın bu sert ve eleştirel üslubu, yıllardır dile getirdiği “daha fazla yük paylaşımı” talebini bu kez somut bir jeopolitik teste dönüştürmüş durumda. Bu testin sonucu, ittifakın dayanıklılığını değil, esnekliğini ve ortak karar alma kapasitesini de ölçüyor sanki.

Peki ABD’nin NATO'dan çekilmesi ya da katılımını radikal biçimde azaltması durumunda ne olur?

Bu senaryo, ittifak tarihinin en dramatik dönüşümlerden biri olur kuşkusuz. Ancak böyle bir durumda NATO'nun tamamen dağılması yerine daha bağımsız ve Avrupa odaklı bir vizyona evrilmesi muhtemel görünüyor.

Türkiye için bu gelişmeler özel bir anlam taşıyor. Ankara, NATO içinde uzun süredir “ikinci sınıf müttefik” algısından oldukça rahatsız. ABD'nin NATO’dan ayrılma ihtimali S-400/F-35 gibi kronik sorunları daha adil bir masada tartışma fırsatını doğurur. Aynı zamanda, Türk dünyası için enerji koridorlarını çeşitlendirme ve güvenlik iş birliğini derinleştirme imkânı doğar.

Hasılı, Trump'ın sitemli açıklaması, Atlantik İttifakı’ndaki gerilimleri ve sorunları daha görünür kıldı. Ancak bu gerilimler, ittifakın sonu değildir. NATO, dış baskılarla değil, üye ülkelerin ortak iradesiyle şekillenmelidir. Eğer bu kriz, ittifakı daha bağımsız, daha dengeli ve geleceğe dönük bir yapıya dönüştürürse, “kötü gelecek” yerine “yeni bir başlangıç”tan söz edebiliriz.

Diplomasi, tam da bu tür zor anlarda mahiyetini gösterir.

---

Not: Bütün dost ve okurlarımızın mübarek Ramazan Bayramı’nı tebrik eder, Türk ve İslam dünyasına hayırlar getirmesini dilerim.

Meryem Aybike Sinan'ın önceki yazıları...