Cabir bin Zeyd, tabiindendir. Bir gün sordu cemaatine: - Ahirette en zor şey nedir, biliyor musunuz?
- Bilmiyoruz, nedir hocam?
- Kul hakkıdır.
Sordular:
- Neden zordur kul hakkı?
- Çünkü Allahü teala kendisiyle ilgili günahları affedebilir, ama kul hakkını affetmez.
- Peki ne yapalım hocam?
- Şimdiden helalleşin. Alacaklı olsanız da "Ahirette alırım" demeyin. Helal edin gitsin. Ahirete bir şey kalmasın.
- Neden hocam?
- Çünkü hiç belli olmaz. Belki de o haklı, siz haksızsınız. Her şeyin doğrusu o gün meydana çıkacak.
"Hüsrana uğrayacaklar!"
- Öyle mi hocam?
- Elbette. O gün, kendini alacaklı zanneden nice kimseler, borçlu çıkıp hüsrana uğrayacaktır.
*** Bir gün de şunu anlattı sevdiklerine: Ebu Zer-i Gıfari, eshab-ı kiramdandır. Bir gün sordu Efendimize: - Yâ Resulallah, biz cahil bir kavimdik. Kötü, çirkin âdetlerimiz vardı. İslamiyet gelince o eski âdetlerimizden kurtulduk. İlerde tekrar o karanlık günlere dönülecek mi acaba? Buyurdular ki:
- Hayır, ama bulanık günler olacak.
"İyi-kötü karışacak"
- Nasıl yâ Resulallah?
- İyilerle kötüler karışacak. Sonra ahir zaman gelecek. O vakit bazıları çıkıp insanları Cehenneme davet edecekler.
- Bu insanlar nasıl olacak?
- Aynen sizin gibi, sarıklı, sakallı, cübbeli.
- O zamanda gelenler ne yapsınlar? Buyurdular ki:
- "Ehl-i sünnet" diye bilinen, benim ve eshabımın gittiği yoldan giden bir cemaat vardır o zaman. Onlara katılsınlar.
Bunu anlattıktan sonra buyurdu ki: - Bugün ahir zamandayız işte. Ve çok şükür ehl-i sünnetiz. Bu zamanda "Ehl-i sünnet"ten olmak en büyük bahtiyarlıktır. Dünyanın en bahtiyar insanı biziz. Sonra, bu cümleyi tekrar ettirdi herkese:
"Dünyanın en bahtiyar insanı, biziz!"

