Nevşehir''de yaşayan velilerden "Demir Hoca", çok cömert bir zattı. Kendisine bir hediye gelseydi, hemen fakirlere dağıtır, kendine bir şey ayırmazdı. Kendisi de muhtaçtı halbuki.
Hanımı bir gün dert yandı kendisine. - Efendi! Biliyorsun ki bizler fakir ve muhtacız.
- Evet hanım. - İhtiyaçlarımızı temin edemiyoruz. - Evet. - Ama sen zenginler gibi davranıyorsun. - Nasıl? - Bize gelen hediyeleri başkalarına dağıtıyorsun hemen.
- Peki, ne yapmamı istiyorsun?
Biraz da bize ayırsan
- Ne bileyim, hani birazını da bize ayırsan diyorum. Kendimiz muhtaçken...
Mübarek birden ciddileşti. - Bak hanım, bize neden böyle çok hediye geliyor, hiç düşündün mü? - Hayır, nedenmiş? - Dağıttığım için. Ben dağıtmasam hiç hediye gelmez bize. - Öyle mi dersin? - Elbette. Sen verirsen Allah da sana verir. Böyledir bu iş. - Anladım Efendi. Sen vermeye devam et öyleyse.
??? Bir gün de cemaatine buyurdu ki: - Allah indinde en kıymetli kul, takva sahibi olan, yani Allahtan korkandır. Ve ekledi: - Rabbimiz bir kulunda iki korkuyu birleştirmez.
Ahirette korkmamak için
-Bu ne demek? diye sordular. Buyurdu ki: - Yani dünyada Allahtan korkanı cenab-ı Hak ahirette hiç korkutmaz. Dünyada korkmayanı ise ahirette çok korkutur.
??? Bir gün de sohbetinde buyurdu ki: - Çok seven, çok korkar. - Nasıl yani? diye sordular. Buyurdu ki: - Ben hocamdan çok korkuyorum mesela.
-Sevdiğiniz için mi korkuyorsunuz? - Evet. Onu üzerim diye korkuyorum. - Allah korkusu da böyle midir? - Elbette. Allah korkusunun da menşeinde "Sevgi" vardır. Allahü tealayı çok sevenler, Ondan çok da korkarlar.

