Fikirli Sinan Efendi, hâlis Allah adamıydı. Onu vesîle ederek duâ edenler, kavuşurdu muratlarına. İşte bir vakıa: Sevenlerinden biri, iftirâya uğradı bir gün.
Yakalanıp hapsedilecekti ki, gidip sığındı bir dostunun evine.
Memurlar, tâkip edip o eve girdiğini gördüler. Ve gelip çaldılar kapıyı.
Garip çâresizdi.
Açtı ellerini köşeciğinde. - Yâ Rabbî! Sinan Efendinin hürmetine beni gizle! diye yalvardı içinden. Adamlar hışımla girdiler evden içeri.
Ancak fena halde şaşırdılar. Zira o kişi yoktu içeride.
Halbuki tek bir odadan ibaretti ev.
Siz kimi arıyorsunuz? Sordular ev sahibine: - Az önce bu eve bir kişi girmedi mi? - Hayır. - Nasıl olur, gözlerimizle gördük. - Bilmiyorum. Siz kimi arıyorsunuz? - Filân kesi. Adam, kollarını iki yana açıp; - İşte evim, dedi. Arayın, bulursanız, alın götürün! Memurlar tekrar aradılar her yeri. Çıkıp giderken homurdanıyorlardı: - Yer yarıldı da yere girdi sanki!
- Ya da havaya uçtu! Halbuki ne yer yarılmıştı, ne de havaya uçmuştu. Hak teâlâ, "bir dostu" hürmetine, gizlemişti o Müslümanı.
En mühim iş Bir gün de sevdiklerinden biri; - En mühim iş nedir efendim? diye sordu bu zata. Cevaben; - İslâmiyeti öğrenmektir, buyurdu. - Ya ibâdet efendim? - Önce ilim. Bilmeden ibâdet olmaz. Câhil sofu, şeytanın maskarasıdır. Ve ekledi: - Unutma! Bir saat ilim öğrenmek, bir sene nafile ibâdetten daha fazîletlidir.
E-mail: abdullatif.uyan@tg.com.tr Tel: (0 212) 454 38 10 www.siirlerlemenkibeler.com

