Kaydet
a- | +A
Ne için huzursuzlar? Allah adamlarından büyük âlim ve velî, Bir gün bu büyük zâta sordular şu suali: (Ne için huzursuzdur şimdi inanmayanlar? Halbuki dünyalıkta, ilerde bizden onlar.) Buyurdu, (Elbet olmaz huzur ve dirlikleri, Çünkü, "Almak" üstüne kurulmuştur dinleri. Bizde ise bilâkis "Vermek"tir esas olan, Almak değil, vermeği düşünür her Müslüman. Onlar neş''elenirler, bir şey elde edince, Biz ise seviniriz, başkasına verince. Müslüman, almaktansa vermeği kârlı bilir, Çünkü bizde, verenler kazanır sevap ecir. Veren el, alan elden üstündür dînimizde, Alan hakir, verense, aziz olur hep bizde. Hattâ bizim verecek olmasa bir şeyimiz, Hiç olmazsa tebessüm, güler yüz gösteririz. Alışık olduğundan, Müslüman hep vermeğe, Ölürken ruhunu da, kolay verir meleğe. Halbuki hep almağa alışmışsa bir kişi, Elinden bir şey çıksa, üzülür, yanar içi. Nitekim ömrü bitip, eceli geldiği an, Rûhu, yâni canı da, zor çıkar vücudundan.) Bir gün de "Tasavvuf"tan sordular kendisine, Buyurdu ki; (Tasavvuf, uymamaktır nefsine. Dînin bir tek emrini gözetmezse bir insan, Ondan, fayda yerine, gelir zarar ve ziyan. Ve hakiki tasavvuf ehli ise bir kişi, Yapmaz İslâmiyete uymayan tek bir işi. Bir gün Ebû Said-i Ebül Hayr''a geldiler, (Su üstünde yürüyor filan kişi) dediler. Buyurdu; (Kurbağa da yüzüyor suda lâkin, Bu iş, üstünlüğünü göstermez bir kimsenin. Ve yine dediler ki, huzuruna gelerek; (Filan zât da havada uçuyor, çok mübarek.) Buyurdu ki; (Karga ve sinek de uçmaktadır, Bunun, mübareklikle ne alakası vardır?) Yine başka bir gün de dediler ki; (Falan da, Gidiyor bir şehirden, diğerine bir anda.) Buyurdu ki; (Şeytan da bunu yapabiliyor, O da bir saniyede, şarktan garba gidiyor. Bunlar bir insan için, bildirmez hiçbir kıymet, Zira değer vermiyor, bunlara İslâmiyet. Allahü teâlâdan korkarak her bir işte, İslâma uyulursa, "Üstünlük" budur işte. Kim günah işlemezse, Allah''tan çok korkarak, Hak teâlâ indinde, "Kıymetli" odur ancak. Çünkü İslâmiyette, en üstün şey takvadır, Yâni Allah''tan korkup, günahtan sakınmaktır.)
ÖNE ÇIKANLAR