Kaydet
a- | +A

Fikirli Sinan Efendi "rahmetullahi aleyh", halis Allah adamıydı. Zahirde koyun çobanlığı yapıyorsa da, Rabbini unutmazdı bir an. Bu zatı vesile ederek dua edenler, kavuşurdu muratlarına. Nasıl mı? İşte bir vakıa: Sevenlerinden biri, iftiraya uğradı bir gün. Yakalanıp hapsedilecekti ki, gidip sığındı bir dostunun evine.

Ancaaak, Memurlar takip etmişti kendisini. O eve girdiğini görünce, gelip çaldılar kapıyı. Garip çaresizdi. Açtı ellerini köşeciğinde.

- Yâ Rabbî! O zatın hürmetine gizle beni! Adamlar hışımla girdiler içeri. Ancak şoke oldular birden.

Niye mi?

Birden yok oldu! Çünkü yoktu o kişi. Halbuki tek bir odadan ibaretti ev. Döndüler ev sahibine: - Bu eve kimse girmedi mi? - Hayır. - Nasıl olur, gözlerimizle gördük. - Bilmiyorum. Siz kimi arıyorsunuz? - Filan kesi. Adam açtı ellerini iki yana. - Bakın, işte evim bu. Arayın. Bulursanız, alın götürün! Bakacak başka yer yoktu ki. Bir tek odaydı zaten. Çıkıp giderken homurdanıyorlardı. - Yer yarıldı, yere girdi sanki. Ya da havaya uçtu. Ve uzaklaştılar. Halbuki ne yer yarılmıştı, ne de uçmuştu havaya.

Hak teala, bir dostu hürmetine, gizlemişti o Müslümanı.

En mühim iş Bir gün sevdikleriyle sohbet ediyordu ki, biri sordu: - Bir Müslüman için en mühim iş nedir? - İslamiyeti öğrenmektir. - Ya ibadet yapmak? - Önce ilim. Bilmeden ibadet olmaz. Cahil sofu, şeytanın maskarasıdır. Ve ekledi: - Unutmayın. Bir saat ilim öğrenmek, bir sene nafile ibadet etmekten faziletlidir. Bir başkası sordu: - Kalp nasıl temizlenir? - Allah dostlarının sohbetiyle. - Peki, onlar yoksa? - Onların kitabını okumakla.

Ve ekledi: - Kitap okumak, sohbetin yarısıdır.