Kaydet
a- | +A

Beyzade Efendi, Anadolu evliyasından. 1904''te Harput''ta vefat etti. Bir gün, mahalleden bir genci görüp yanına çağırdı. - Evladım, sen iyi bir gençsin. Ama arkadaşların bozuk. Ayrıl onlardan. - Neden hocam? - Kötülükleri sana da bulaşır. - Bulaşmaması için dikkat ediyorum. Şefkatle baktı gence. - Sen cüzzam hastalığını bilir misin? - Evet, çok bulaşıcı bir hastalıktır. - İşte cüzzamlı bir hasta ile bir kimse aynı evde, yedi sene kalsalar.

- Evet hocam, - Aynı kaptan yeseler, aynı bardaktan içseler, aynı yatakta yatsalar,

- Evet,

Cüzzam bulaşmayabilir!

- Yine de cüzzam hastalığının bu sağlam adama geçmeme ihtimali vardır. Fakaaat...

Genç meraklanmıştı. - Evet hocam? - Ama bir evin bir odasında bir kötü insan olsa, onun kötülüğünün diğer odalardaki insanlara bulaşmama ihtimali yoktur. - Birbirlerini görmeseler bile mi? - Evet. Görmeseler ve konuşmasalar bile.

- Neden böyledir? - Çünkü kötülükler kolay ve çabuk yayılır evladım. Bir sepet üzümden bir teki çürük olsa, bu bir çürük, diğer sağlamları da çürütür. Ama bütün sağlam üzümler, o bir tek çürüğü kurtaramaz.

Mümin, verince sevinir

Bir gün de buyurdu ki: - Müslüman, almayı değil, vermeyi düşünür. Onu kârlı bilir. Alınca değil, verince sevinir.

Ve ekledi: - Böyle olan kimse, eceli geldiğinde ruhunu da kolay verir.

Sordular: - Nasıl kolay verir? - Ruhu, tereyağından kıl çeker gibi çıkar da haberi bile olmaz.

- Ya vermeye alışmayanlar? - Onların işi çok zor. Vermeye alışmadıkları için ruhlarını da zor verirler.

- Nasıl zor verirler? - Yaş keçeden diken söker gibi.

Delikanlı çok iyi anlamıştı meseleyi. - Söz hocam. Ayrılacağım o kötü arkadaşlardan.