Evliyanın büyüklerinden "Derviş Muhammed" hazretlerinin talebesinden biri, izin alıp sefere çıktı bir gün. Ancak yolda kaybetti kafileyi. Uçsuz bucaksız bir sahrada kalmıştı tek başına.
Çaresizdi.
Açtı ellerini, yalvardı: - Yâ Rabbî! Hocamın hürmetine bana yardım et. Yetiştir beni kafileme!
Elini yüzüne sürerken hocasını gördü yanıbaşında. Mübarek; - Yum gözünü! buyurdu ona.
Genç yumdu gözünü. Açtığında, kafilenin hemen ardında buldu kendini. Çok sevinmişti. - Yâ Rabbî, sana şükürler olsun, deyip şükür secdesine kapandı hemen.
Allahın sevdiği kul
Bir gün de; - Hocam, bir Müslümanın gayesi ne olmalıdır? diye sordular bu zata. Buyurdu ki: - Gayemiz, Allahın sevdiği kul olmaktır. - Bunun için ne yapmalı hocam? - Her işinde Onun rızasını gözeten kimse, cenab-ı Hakkın sevdiği kul olur. Bunun da iki alameti vardır. - Onlar nedir hocam? - Birincisi, Allahü teala ona sevdiği bir kulunu tanıtır. Eshab-ı kirama, Peygamberimizi tanıttığı gibi.
- Böyle veli zatlar yoksa hocam? - O zaman eskiden yaşamış velilerin kitaplarını okuyup, bu zatları kendine rehber edinmelidir.
- İkinci alamet nedir hocam? - Allahü teala ona hayırlı bir iş nasib eder. Allahın dinine hizmet edilen bir işte çalışır mesela.
Ya aksi olursa...
Sordular: - Ya kötü işlerde çalışanlar? - Kötü işte çalışanlar, bu kötülüğe ortak olmuş olurlar. Hele maksadı "İslamiyeti yıkmak" olan işlerde çalışmak, insanı dinden bile çıkarabilir maazallah.
??? Bir gün de nasihat istediler bu zattan.
- İki şeye dikkat edin, buyurdu. - Onlar nedir? dediler. Buyurdu ki: - Birincisi, ihlaslı olmaya bakın. İhlaslı olan, her işinde muvaffak olur çünkü.
- Öbürü hocam? - İkincisi, yapacağınız işi hemen yapın. Bırakmayın sonraya. Hadis-i şerifte, "Sonra yaparım diyenler helak oldu, ziyan etti" buyuruluyor.

