Celalzade Mustafa Çelebi, büyük velîlerdendir. Bir gün cemaatine, - Örnek insan kimdir, biliyor musunuz? diye sordu. - Bilmiyoruz, dediler. Buyurdu ki: - Kendisini feda edendir.
- Ne için feda eden hocam?
- İnsanlar için, dinimiz için. Öyle ki, kendisi kendi için yoktur. Hizmet için vardır.
Sordular: - Böyle kimseler var mıdır hocam? - Elbette, buyurdu. Ecdadımız böyleydi mesela. İnsanların saadeti için kendilerini feda ettiler. O fedakâr ecdadımız olmasaydı, islamiyet bize kadar gelemezdi. Biz bugün Müslüman olmamızı, onlara borçluyuz.
Hizmet, çile ister
Ve devam etti. - İslamiyet fedakârlık ister, çile ister. Çile olmazsa hizmet olmaz.
- İyi de hocam, çile çekmeyi kimse istemez ki, dediler.
- Evet, buyurdu. İnsanlar çileyi sevmiyor. Acı geliyor. Halbuki acı da olsa ilaçtır bu. İlaçlar elbette acı olur.
*** Bir gün de talebelerine buyurdu ki: - Bir şeye kavuşan, her şeye kavuşur. O bir şeye kavuşamayan, hiçbir şeye kavuşamaz. O bir şeye biz kavuştuk elhamdülillah.
Biz neye kavuştuk?
Çocuklar sordu: - Biz neye kavuştuk hocam? Buyurdu ki: - Ehli sünnet âlimlerine. Onların sayesinde hak nedir, batıl nedir, onu öğrendik.
- Bu, o kadar zor mu ki hocam? - Elbette. Dünyada en zor iş budur. Peygamber Efendimiz bile "Yâ Rabbî, bana hakkı hak olarak, batılı da batıl olarak bilmeyi nasib eyle" diye dua ederlermiş.
Ve şöyle bitirdi: - Kavuştuğumuz bu "İman" nimetinin büyüklüğünü ahirette anlayacağız.

