Abdullah bin Dînâr "rahmetullahi aleyh" anlatıyor:
Zahidlerden birinin "beşyüz dirhem" borcu vardı birine. Bir türlü ödeyemiyordu. Bu üzüntü içinde yattı bir gece ve Resulullahı gördü rüyasında.
Sevinçle vardı huzuruna. - Yâ Resulallah bana yardım edin. Efendimiz sordular: - Nedir derdin? - Borcum var, ödiyemiyorum. - Ne kadar? - Beşyüz dirhem. Buyurdular ki: - Yarın Ebül Hasen Kisai''ye git. - Peki. - Benim selamımı söyle. Sana beşyüz dirhem versin.
Başüstüne yâ Resulallah Sevinçle: - Başüstüne yâ Resulallah, dedi. Sonra tereddüt edip sordu: - Ya bana inanmazsa? Buyurdular ki: - O zaman ona de ki, "Her gece yüz salevat okurmuşsun. Dün gece unuttun".
Ve uyandı uykudan. Sevincinden sabahı zor etti. Gün ışıyınca koştu o zatın hanesine. Kendini tanıtıp anlattı rüyasını. Ancak korktuğu başına gelmişti.
İnanmadı rüyasına.
Zahid, Resulullahın tembihini hatırladı. - Yâ Ebel Hasen! - Söyle ey kişi. - Resulullah bir şey daha buyurdular. - Nedir o? - Her gece yüz salevat okurmuşsunuz.
Dün gece unuttun! Ebül Hasen heyecanlandı. - Evet! - Dün gece nutmuşsunuz.
Sevinçle doğruldu yerinden. - Bunu Efendimiz mi buyurdular? - Evet. Bunu işiten Ebül Hasen, tahtından yere attı kendisini. Ve şükür için secdeye kapandı. Sonra kalkıp sevgiyle kucakladı fakiri.
Sonra mı? Avcuna "Bin dirhem" koydu. - Bu, Resulullahtan selam getirdiğin için. "Bin dirhem" daha verdi. - Bu da, senin ayak ücretin.
Sonra "Beşyüz dirhem" daha. - Bu da, Resulullahın emrettiği para.
Ve tembih etti: - Bir ihtiyacın olursa, doğruca bana gel. Ve iltifatlar ederek uğurladı kendisini. Fakir sevinçten uçuyordu...

