Marmara depreminde yakınlarını, evlerini, işlerini, hatıralarını ve hayallerini kaybeden acılı insanların, derme-çatma barakalarda, çadırlarda sıkıntı içinde yaşamaları beni çok üzüyor. Hiçbir şeyleri kalmamış bu insanlarımızı, ne derece başarılı olduğu hepimizin malumu olan Kızılay''ın insafına bıraktık. Beni en çok üzen de minicik yavruların hali. Bu soğuk günlerde büzüşerek durmaları, uygun olmayan şartlarda eğitimlerini sürdürmeleri, yokluklar içinde... Biz bu kadar vurdumduymaz mıyız, başka şeyler de yapamaz mıyız? Yapabilmeliyiz, yapmalıyız. Bunları düşünürken eşimle bir karara vardık: Çocuklarımızla yaşıt bir çocuğu -ailesiyle görüşerek- bir yıllığına yanımıza almak ve okutmak... Kısa bir süre içinde böyle bir çocuk bulduk, ailesiyle görüştük, yanımıza aldık. Bir yıllığına bizde kalacak, çocuklarımızın gittiği okulda okuyacak, onların şartlarında yetişecek...
Deprem acısını ve şokunu gidermek için gayret göstereceğiz, anne baba şefkatiyle üstesinden gelinmeyecek problem mi var? Yeni kızımıza hemen alışmak zor olmadı, o da bize alıştı. Okul ve çevreye uyumda da bir problem olmadı. Gözlerinin içi gülüyor, bizim de. Hele vicdanen duyduğumuz rahatlığı anlatmak imkansız. Bu mutluluk, bu vicdan rahatlığı için ne yapılmaz ki... Mevcut görüntülere bakıp ah-vah yaparak hiçbir şeyin düzeltilemeyeceği kesin. Öyleyse ne duruyoruz, hareket için neyi bekliyoruz? Düşmez, kalkmaz bir Allah. Bizim ne olacağımız belli mi? Merhamet etmeyene merhamet edilir mi, acımayana acınır mı?
Bu düşüncelerimizi hepinizle paylaşmak istedik. Acıları azaltmak için mutlaka sizlerin de yapabileceği bir şeyler vardır. Vicdan rahatlığı için bile olsa deneyin, göreceksiniz, çok şeyler değişir... Hatice Yiğit- KONYA

