Beyaz et sektöründeki bazı firmalara ortak hareket ettikleri ve ürün fiyatlarının çok yükselmesine yol açtıkları gerekçesiyle “denetim kayyımı” atanması, sadece tavuk fiyatlarıyla ilgili teknik bir karar olarak görülemez. Bu karar, Türkiye’de devletçi iktisat anlayışının ne kadar güçlü olduğunu gösteren son derece çarpıcı bir örnektir. Denetim kayyımı, şirketlerin yönetimine bütünüyle el koymak anlamına gelmese bile, onların faaliyetlerini, fiyatlama kararlarını ve ticari davranışlarını kamu gözetimi altına almak demektir. Bu özel mülkiyete, serbest teşebbüse ve piyasa ekonomisine çok ciddi bir müdahaledir.
Bu uygulamanın gerekçesi tavuk fiyatlarındaki artışı önlemek ve tüketiciyi korumak. Ne var ki, iktisadi hayatta iyi niyet daima iyi sonuca ulaşmaya yetmez. Fiyatlar emirle, baskıyla, kayyımla belirlenemez. Fiyat, piyasada oluşan bir bilgidir. Maliyetleri, talebi, arzı, riski, beklentileri ve geleceğe dair öngörüleri içinde taşır. Tavuk üretiminde yem, civciv, enerji, işçilik, veterinerlik hizmetleri, ilaç, lojistik, ambalaj, kredi maliyeti ve soğuk zincir gibi birçok unsur vardır. Bir taraftan bu unsurların maliyetleri öbür taraftan tavuğa olan talep yükseliyorsa tavuk fiyatlarının artması kaçınılmazdır.
Türkiye’nin ana meselesi yüksek fiyat değil enflasyondur. Enflasyon yalnızca tüketiciyi değil, üreticiyi de vurur. Üretici bugün sattığı malın yerine yarın aynı maliyetle yenisini koyamayacağını bilirse fiyatını buna göre ayarlamak zorunda kalır. Bunu yapmak suç olamaz. Bu vakada sosyal medya haberleşmelerini kartelleşme olarak yorumlamak aşırı bir yorum olur. Nitekim, gözaltına alınanlar serbest bırakıldı.
Fiyat artırmak, çoğu zaman iddia edildiği gibi, “fırsatçılık” yapmak veya “fahiş fiyat” uygulamak değildir, enflasyonist ortamda ayakta kalma çabasıdır. Esas yapılması gereken şey üreticilere kayyım göndermek değil, enflasyonu düşürmektir. Bunun yolu da kamu harcamalarını azaltmak, kamu istihdamını makul seviyeye çekmek, bütçe disiplinini sağlamak, para politikasına güven kazandırmak ve üretimin önündeki bürokratik engelleri kaldırmaktan geçmektedir. Hemen yapılabilecek bir şey ise ithalatın önünü açmaktır. İthalat serbestisi var olduğu iddia edilen oligopolü dağıtmaya yeter.
Denetim kayyımı uygulaması, yaygın beklentinin aksine, tüketiciyi korumaz; tam tersine, orta ve uzun vadede tüketiciye zarar verir. Çünkü, üretici ürün fiyatlarına müdahale edileceğini düşünürse yatırım yapmaz, kapasite artırmaz, hatta üretimini azaltır. Yani, fiyat baskısı önce arzı daraltır, bu da fiyatların daha fazla yükselmesine yol açar. Tavuk sektörü gibi canlı hayvan üretimine, ciddi planlamaya ve sürekli tedarik zincirine dayanan bir alanda bu tür müdahaleler özellikle tehlikelidir. Bugün fiyat artışını durdurmak için yapılan müdahale, yarın daha az tavuk ve daha pahalı tavuk fiyatı olarak tüketiciye geri dönebilir.
Bu kararın bir başka sakıncası iktisadî özgürlüğü ve hukuk güvenliğini zedelemesidir. Bir müteşebbis yatırım yapıyor, üretim gerçekleştiriyor, işçi çalıştırıyor ve risk alıyorsa, ürününün fiyatını kendi şartlarına göre belirleyebilmelidir. Devletin, fiyatı beğenmediği vakit, işletmeye denetim kayyımı yerleştirmesi bütün yatırımcılara kötü bir mesaj verir. Bugün tavuk üreticisine yapılanın yarın sütçüye, çiftçiye veya başka bir üreticiye yapılmayacağının garantisi kalmaz. Bu da piyasa güvenini zedeler.
Anlamamız gereken gerçek şudur: Tüketiciyi gerçekten koruyan şey kayyım değil, rekabet ve düşük enflasyondur. Rekabet, özü itibarıyla, tüketiciye ürün almama veya istediği yerden alma şansı verir. Rekabeti sağlayan şey piyasaya serbest giriş, özel mülkiyet, sözleşme özgürlüğü ve hukuk güvenliğidir. Enflasyonun düşük olması ise firmaları fiyat artışlarına gitmekten alıkoyar. Bu yüzden, devletin görevi, fiyatları belirlemek değil, enflasyonu düşürmektir.
Tavuk firmalarına denetim kayyımı atanması, tavuk fiyatlarını düşürmeyecek; üreticiye, yatırımcıya, tüketiciye ve piyasa ekonomisine zarar verecektir...

