Kaydet
a- | +A

Önce Kuşadası''na sokulmadılar. Sonra kırmızı halı ile karşılandılar.

ABD İstanbul Başkonsolosluğu''nu seferber ettiler.

Türk Dışişleri, İçişleri ve Turizm bakanlıklarını birbirine düşürdüler.

Onları televizyonda izledik.

Verdikleri bazı görüntüler hiç de hoş değildi.

En vurucu olanı da Washington büyükelçilik yetkilimizin "Türkiye''de de bunlardan binlercesi var" demesiydi.

Her tarafı "yanlışlarla" örülü bir kara mizah izledik.

Analize çalışalım.

Önce ABD''nin tepkisini ele alalım.

Türkiye''deki misyonun seferber oluşu ve Frank beyin gemiye kadar gitmesi doğrusu müthişti.

"Vay be; ne ülke! ... için bile yeri göğü inletiyor" diyenlerimiz çıkmıştır.

Hele Türkiye''yi düşünüp, "Bu ülkede bir Amerikan ... kadar kıymetimiz yok" diyenler bile olabilir.

Bakmayın siz Clinton''ın bir yıl önce ABD Deniz Kuvvetlerindeki "gay"lerin atılmasını engellemesine veya "Bu ülkede gaylere de ihtiyacımız var" demesine.

Mesele, belli bir cinsel tercihi devlet politikası yapmak değildir.

"Philadelphia Philadelphia" adlı Oskar ödüllü filmi görmediniz mi?

AIDS''li Tom Hanks''i savunan Denzel Washington filmde avukat rolündeydi "Sizi onaylamıyorum, hatta sevmiyorum; ama size karşı ayırımcılık yapılmasına karşı davanızı alıyorum" diyordu.

İşte, düğüm burada.

Ayırımcılık konusunda.

ABD, onlara, eşcinsel oldukları için değil, "Amerikalı" oldukları için sahip çıktı. Ta konsolos ayaklarına kadar gitti. Onların cinsel tercihleri resmi makamları ilgilendirmiyordu. Yalnız, Amerikalılara giriş ambargosu konmuştu ve bunu protesto ediyorlardı. Ayırımcılık yapıldığına karşı öfkelenmişlerdi.

Ve o Amerika bir zamanlar Kızılderililere, zencilere, Japon asıllılara dünyanın en acı ayırımcı siyasetini gütmüş bir sicile sahip ülkeydi.

Ku Klux Clan''ların Amerikasıydı.

Tarihten öğrenmişlerdi.

Bugün dahi bazı insan hakları ihlâlleri var, Amerika''da.

Ama, mücadele ediyorlar.

Özürlü de olsa toplumdan tecrit edilmemesi gerektiğine inanıp, "kaynaştırma" stratejisiyle özel konumda olanları sosyal hayata entegre etmeye çalışıyorlar. Onun için "katılımcı" demokrasi deniyor o rejime. Demokrasi, bu nedenle çoğulculuğun adı oluyor. bu düzende hoşgörü ondan ön plana çıkıyor. Hepsi, insan haklarının vazgeçilmeş boyutu olduğu için.

Bu bir sosyal olgunluk meselesidir.

Türkiye''de yapılan anketlerde çoğunluğun komşu olarak eşcinsel istemediğini ortaya koymuş. Travestilere yönelik sokak kavgalarımız da var. Bunlar ne kadar yanlış ise, marjinal grupların da kendi tercihlerini sosyal hayatta bayağı bir şekilde teşhiri ve edebe aykırı davranışları da o kadar yanlıştır.

Kuşadası''na giremeyen Amerikalılar, sanki inat olsun diye İstanbul''da öyle manzaralar arzettiler ki, bu da yanlıştı. Çoğulculuk tamam da, çoğunluğun edep ölçülerine saygı da lazım değil mi?

ÖNE ÇIKANLAR