Türk halkının yüzde 72'si Amerika'ya olumlu gözle bakmıyormuş. Bu, yerli bir şirketin araştırmasından çıkan sonuç. Fehmi Koru, bir Amerikan şirketi de bu çalışmayı doğruluyor, diyor. Yabancı şirket de bu oranı yüzde 73 bulmuş. Orada (pewresearch.org) başka yüzdeler de var. Türk halkının yüzde 53'ü S. Arabistan'a, 68'i Çin'e, 65'i Brezilya'ya, 70'i NATO'ya, 73'ü Rusya'ya, 75'i İran'a, 86'sı İsrail'e olumsuz bakıyor. Avrupa Birliğine olumsuz bakanların oranı 66.. AB'ye katılmak isteyenlerin oranı 53.
Kuzey Irak'ta benzeri bir anket yapılsa muhtemelen yüzde 80'i Amerika'ya olumlu bakar. Hadi bu yüzdenin bir açıklaması var diyelim. Biz bu oranda hangi ülkeye olumlu bakıyoruz?
Amerika'ya olumlu bakmayanların oranının yüksekliği iyi bir şey mi kötü bir şey mi?
Bize bu oranın yüksekliğinin getirisi ne?
Yahut biz bir ülkeye (sadece bu ülke değil, liste kabarık) olumsuz bakmayı doğal karşılıyor onların ülkemize tavırlarının bir neticesi sayıyorsak diğer ülkelerdeki insanların bize bakışındaki olumsuzluğu neye bağlıyor neyin sonucu sayıyoruz?
Misal: Almanların yüzde 80'i Türkiye'ye olumsuz bakıyorsa bunu niye düşmanlık olarak algılıyoruz. Bu düşmanlık ise biz de yüzde 70-80 oranında olumsuz baktığımız ülkelerin düşmanı sayılmaz mıyız?
Neyse lüzumsuz sorular. Türk kamuoyunda eyyamcı bir kesim var. Bu kesimin iç dünyalarında tutarlı olmak, hesap kitap yapmak, işe bir de öbür tarafından bakmak gibi kaygılar yok. Hamasetten hoşlanıyorlar. Onları mutlu edecek haberler genel kamuoyunu da etkiliyor. En azından farklı sesler bastırılıyor.
Eskiden Kıbrıs konusu ne zaman gündeme gelse, muhalefet partilerinin ilk söylediği şey, "Kıbrıs'ı sattırmayız" olurdu. O zamanlar Kıbrıs'tan başka dış politika malzemesi yoktu. Kıbrıs'la yatılırdı kalkılırdı ve şöyle anlaşılırdı: "İçerideki bir kısım hainler Kıbrıs'ı verelim kurtulalım, diyor ama kahramanlardan çekindikleri için bunu yapamıyorlar. Fırsat bulsalar hemen satacaklar. Hem bunlar pısırık dirayetli bir iktidar olsaydı yumruğunu masaya vurur, en azından hakkımızı arar, bu işi bizim lehimize sonuçlandırırdı."
Af buyurun ne oldu? 20 senede Kıbrıs açısından değişen ne var. Rum kesimi AB'ye girdi.. Öbür taraf yine aynı. Satan, satılan, koruyan kollayan tartışmalarına bugün gelinen yerden bakınca ne kadar anlamlı oluyor? Olmuyor. Bugün durduk yere muhalefet, "Kıbrıs'ı sattırmayız " dese deli gözüyle bakarlar. Bugünkü tartışmaların çoğu da bundan 10 sene sonra anlamsız olacak, bugün konuşulduğu gibi olmadığı anlaşılacak.
....
Ortadoğu'yu, Suriye meselesini, Kobani abartısını, Batı'ya bağlayabiliriz. 25 kişilik midibüse 45 kişi doluşmayı nereye bağlayacağız. Maden ocağında denetim eksikliği, bürokrasinin ihmali, işverenin aç gözlülüğü, diyebiliriz.. Dediler zaten.. Batan mülteci teknesini neye bağlayacağız? Denetleselerdi, demekle iş bitmiyor. Bu işler bir bütün. Biz ocakta neysek ve ne kadarsak, haftada kaç üst geçit deviriyorsak, kamyonla ne kadar işçi taşıyor ve öldürüyor isek diğer işlerde onun biraz fazlası biraz eksiğini yapabiliriz. Ekonomide şu sıradayız ama ordumuz bu sırada olmaz. Mahkemelerimiz eh işte ama hastanelerimize laf yok olmaz. Sosyal güvenlik kuruluşlarımızın girdisi çıktısı dengesiz hep desteğe muhtaç ama iş güvenliğinde ilerideyiz olmaz. Biraz üstü biraz altı olur. Şatafat standart kriteri sayılmaz.

