Kaydet
a- | +A

Yargının da bir bütün olarak halkla ilişkilere ihtiyacı var. Bir şirket gibi. Diğer kurumlar gibi.

Ordu gibi, polis gibi.

Ben yargıyım, yahut kamu adına iddiada bulunurum. Önüme gelen delillere bakarım, polisin getirdiğine bakarım, kanuna bakarım, şuna bakar buna bakar kararımı verir, gerisine karışmam derseniz..

Yüzlerce müdahilin, yerlinin, yabancının, parmağının olduğu bir davada akıntıya kapılma ihtimaliniz artar.

Henüz basılmamış bir kitaba el konulması beni tedirgin ediyor. Bu tedirginlik başkalarının seslendirdiği gibi nereye gidiyoruz hukuk devleti yara mı alıyor vesaire endişesinden kaynaklanmıyor. Ne zaman hukuk devleti olduk da yara almasından korkacağız. Benim endişem iyi niyetle iş yapan insanların yanıltılıyor olabileceği endişesi. Yine iyi niyetle kötü niyetlilere alet olunabileceği endişesi.

Ufacık bir parmak atmayla hem kamuoyu endişeye sürüklenir hem de ciddi iddialar sulandırılır.

Şartlardan ve konjonktürden soyutlanmış hukuk kuralları ile bildiğim budur, doğrudur diyerek iş yapılmaz.

Ortak akla ihtiyaç var.

Bir işin üstüne giderken getireceklerini, götüreceklerini, sonunun nereye varacağını hesap edebilecek insanlara ihtiyaç var.

İşin içine gömülmeden kenardan bakacak insanlara ihtiyaç var.

Bu dava yazılı kurallarla çözülebilecek bir dava değil. Yabancıların da parmağının olduğu bir organizasyonun tespiti, teşhisi, teşebbüslerinin yine yabancılar yardımıyla akamete uğratılması davası. Yani işin hukuki boyutu yüzde olarak yüzde 25'i geçmiyor.

....

Yine bana göre biz, ulusal güvenlik kavramının başka yerlerdeki örneklerinden de haberdar değiliz.

Bizimkilerin, özellikle askerî kanadın, en üst kurula danışmanlık yapan birimlerin bildiği tek şey;

Yasaklayın, emir yayınlayın,

Çağırıp fırçalayın,

Hizaya sokun,

Ümüğünü sıkın,

Dinin öyle olmadığını anlatın,

Kürtlerin de Türk olduğunu ispat edin,

Durdurun,

Bölün,

Aralarına nifak sokun tarzı şeyler.. Bunlar diktatörlük üslubu.. Artık bir işe yaramıyor.

Bakın dün yayınlanan ses kaydında filanca korgeneral, eski TÜSİAD başkanına sövüyor. Diyor ki, benim yanımda olsun, benim borumu öttürsün, bir kaybı olacağı korkusu varsa ben ona teminat vereyim.

Burada soru şu: Benim yanımda derken karşı taraf kim?

İktidar partisi.. ona oy veren milyonlarca seçmen.. Ülkenin bir kurumu, önemli bir mensubu, ülkenin tamamına yakınını karşısına alarak biz ve onlar der mi?

Bu da zihni bir deformasyon.

Deforme olmuş bir zihin ulusal güvenliğin ne olduğunu bilmez. Onların da (en azından yeni gelenlerinin) ikinci bir eğitime, görev tanımına, kurum olarak yeni bir halkla ilişkiler anlayışına ihtiyaçları var.

Yoksa bu saatten sonra yel değirmenine savaş açmış gibi olurlar.

ÖNE ÇIKANLAR