Kaydet
a- | +A

Bakıma muhtaç kurma saat gibi aklım iki günde bir adım geri gidiyor. Alışmış balans ayarına.. (Bu arada "balans ayarı yaptık" diyen paşamı da yâd etmiş oluyorum.)

Bugünlerde demokrasi denilen şeyin ne olduğunu anlayamaz oldum.

Sanki olmazsa olmaz üç şartı var gibi anlaşılıyor.

Kürtler

Cemevi

Türban

Bir de ağaçlar.

Ağaç kesmeyeceksin, cemevine acilen bir statü kazandıracaksın, Kürtler habire dert yanacak, sen naz çekeceksin, tamam bakarız, ederiz, bir dahaki sefere, azıcık sabır vs. diyeceksin.

Onlar da yahut medyanın bir kısmı da sık sık Kandil üzerinden, sabrımız taştı, dağa çıkarız, iç savaş çıkarırız, küseriz, barışmayız, diyecekler.. Bunu da herkesin anlayacağı şekilde yalın söylemeyecekler.. Garip bir jargon..

Kesilen ağaçlar sayılacak.

Dikilen ağaçlar sayılacak. Eksik kısmı demokrasiye ve özgürlüklere ve insan haklarına ve yaşam biçimine (hayat tarzına ne olduysa)  müdahale sayılacak, çetele tutulacak.

Hâlâ ODTÜ'de ağaç sayıyoruz.

"Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılâp" misali; ağaçlar, Kürtler, türban, cemevi ve demokrasi mi oluyor.

Demokrasiye geçiş böyle bir şey mi?

Hadi onların küsme hakkı var.. Bizim de aynı şekilde demokrasiye geçmekten vazgeçtik, deme hakkımız var mı? Bu işin misillemesi nasıl olacak?

İki arada bir derede kalmak kadar kötü bir şey yok. Vazgeçtik demokrasiden dediğimiz zaman elimizde kalan rejimin net bir adı da yok. Demokrasiden vazgeçeceksen 30'larda, 40'larda olduğu gibi kallavi bir diktatörlük olacaksın ki, bir anlamı olsun. Onu da istemiyoruz.

Peki biz ne istiyoruz?

Biz kimiz?

Biz kimin mağduruyuz?.. Kürtlerin muhatabı biz miyiz?

Cemevine statü verilsin, diyenlerin muhatabı biz miyiz?

Türban serbest olsun diyenlerin muhatabı kimdi?

Biz bir tek kesilen ve sökülen ağaçlarla ilgili sorulara muhatapmışız gibi geliyor bana.

.......

Öbür tarafından bakınca biz de burnumuzdan kıl aldırmıyoruz. Hem bu işler bir an evvel bitsin diyoruz hem hâlâ İmralı'ya (resmî söylem bu, sözde soykırımın kardeşi olan bir tabir) hükümlü muamelesi yapıyoruz hem de orayla örtülü açık müzakere yürütüyoruz.

Ne olduysa oldu, verin adamın eline telsizini, telefonunu, yaverlerini... Kandil'dekileri sustursun.

Her kafadan bir ses çıkmasın.

Biz de muhatabımızı bilip ne yapacaksak onunla yapalım.

Kürtlerle barışacağız diye Türkleri de daha fazla mağdur etmeyelim.

ÖNE ÇIKANLAR