Erdoğan Teziç Hoca''nın açıklamalarını dinleyince, anayasa hukukçusunun dersine katılmış gibi olduk. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir, derken işin iki yönü varmış. Bir, aidiyet yönü.. O tartışmasızmış. Kayıtsız ve şartsız millete aitmiş.
Bir de hakimiyetin nasıl kullanılacağı... O da zaten anayasada yazılıymış. Kullanılması konusu kayıtlı ve şartlıymış. Anayasa''nın, "Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır" hükmünü hatırlattı. Millet Meclisi son sözü söyleyen yer değilmiş. Bu şablonda anayasaya o esasları kim koyacak, yetkili organları kim belirleyecek sorusu çıkıyor ortaya. İnşallah şu YÖK muhabbeti biraz daha uzar da işin o kısmını da öğrenir, dersimize biraz daha çalışırız. Daha başkaları gibi bizim millete oturup bir anayasa yapmak nasip olmadı. Hep hazır geldi. Allah razı olsun, hazırlayıp önümüze getirdiler, bize sadece evet, demek düştü. O işi de gönüllü yaptık. Gözümüzü kapatıp evet, dedik. Kimse dert etmesin, yarın yine paket bir metin gelse, "İşte bu sizin anayasanız" deseler, yine gözümüzü kapatıp evet, deriz.
Ben derim şahsen. Sizin de paşa keyfiniz bilir. Bugün yaranıza merhem olmasa da bilmeniz gereken şu: Egemenlik kayıtsız ve şartsız sizin ama egemenlik hakkınız anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanılır. Size fazla iş düşmüyor. Şükredin ki bu kadar işinizin arasında bir de egemenlik hakkını kullanmak gibi bir derdiniz yok, sizin adınıza başkaları o işlere bakıyor. Siz de kendi işinize bakın.
Değirmenin suyu
"Sosyal devlet" geçen yüzyılın gözde kavramlarından birisiydi. Devletin şefkat elini bütün vatandaşlarına uzatıp dengeli bir gelir dağılımını sağlaması. Zenginin fakiri ezmemesi. Çalışmayanlara, işsizlere ve emeklilere en az çalışanlarınki kadar milli gelirden bir pay verilmesi.. Bütün bunlar sosyal devlet kavramında birleştiriliyordu. Sonuçlar nasıl oldu? ..... Sosyal devlet çalışanı değil, tembeli ödüllendirdi. Devlet çalışan ve üretenlerden elde ettiklerini çalışmayan bir sınıfa aktarmakla aslında adaletsizliklerin en büyüğünü yapıyordu. Mesele bununla da kalmadı. Rekabet şartları bozulduğu için üretim ve verim düşmeye başladı. Devletler bedava sağlık hizmeti, bedava eğitim hizmeti, ucuz mesken ve işsizlik sigortası gibi hizmetleri yürütemez hale düştüler. Ama bizde bu ekolün (sosyal devlet) temsilcileri hâlâ direniyor.

