Kaydet
a- | +A

Bölünmez bütünlük lafını bizim kadar kullanan yoktur. İddia ediyorum hergün her tv bülteninde, her gazete sayfasında şu veya bu vesile ile verilen bir demeçte bu sözü bulabilirsiniz. Üniversite açılışı yapılıyor.. Rektör kürsüde.. Ne dediğinin önemi yok. Konuşmasını bu satırlarla bağlaması önemli. Ülkemizin bölünmez bütünlüğüne... Köprü açılışında aynı. Hastane açılışında aynı. Bizi bu konuda hassas yapan ne? Velev ki böyle bir derdimiz olsa dahi bunu her satırda vurgulamak, her işi bir kenara bırakmak neye hizmettir. Rektör, üniversitelerdeki ödenek yokluğundan, telefona ayıracak para olmadığından dert yanıyor, YÖK başkanı Geçin onları deyip bölünmez bütünlükten, tehlikelerden, sistemden, rejimden sözediyor. Bu hakikaten bir hassasiyet mi, geçim yolu mu, problemleri bastırma metodu mu? Dünya Bankası, Türkiye raporunda, 1.7 milyon Türkün günde 1 dolardan az gelirle açlık sınırında olduğunu, 24 milyon kişinin karnını zor doyurduğunu belirtiyor. .... Türkiye''de onlarca üniversite var. Açılışta-kapanışta rektörlerin yaptığı konuşmaları alın harmanlayın, tekrar dağıtın değişen birşey olmaz. Hepsi aynı şeyleri söylüyor. Söylediklerinin içinde üniversite ile, ilimle, öğrenciyle ilgili tek satır yok. Bölünmez bütünlük, yurdu savunmak, sinsi düşmanın oyununa gelmemek vs. .... Bunlar yanlışlıkla yurt dışındaki üniversitelere kabul edilip orada da açılış konuşması yapsalar bocalarlar. Alman''ı, Amerikalı''sı bunların ne dediğini anlamaz. Kürsüdeki adam ne iş yapıyor diye sorarlar. Hiç kimse bizim gibi düşünmek, bizim gibi inanmak, bizim gibi yaşamak zorunda değil. Biz mutabakatı, birlikte yaşamayı ya bilmiyoruz ya da işimize gelmiyor. Şunun için gelmiyor olabilir: Eğer tarif doğru yapılırsa bu işten geçinenler işsiz kalır. Kaynaklar daha faydalı yerlere aktarılır. Onları bu korkudan kurtarmak lazım. İşsiz de kalsanız ömür boyu maaşa bağlanacaksınız, yeter ki yakamızı bırakın, demek lâzım.

İNADIM İNAT

Hadi devlet okullarını anladık da, özel okulların müfredatına, duvarına, boyasına karışmanın anlamı ne? Efendim eğitimde birlik olsun, bu işin bir standardı olsun, çocuklarımız bizim(biz kimsek) istediğimiz gibi yetişsin vs. Kamu olarak bu işi beceremiyorsunuz. Bir standardınız da yok. İstediğiniz gibi adam da yetiştiremiyorsunuz. Yetiştirdikleriniz bu ülkenin dışında hesaba da katılmıyor. Şu işi serbest bırakın. Dileyen dilediği eğitim sistemini uygulasın. Dilediği derslere ağırlık versin. Okulunu dilediği zaman açsın. dilediği zaman tatile soksun. Programını önceden ilan etmek kaydıyla, veliler bu işe rıza gösteriyorsa çocuklarını oraya yazdırsın. Korkunuz ne? Sıkboğaz, sıkboğaz, sıkboğaz nereye kadar gidebiliriz?

Temel eğitimde nihayetinde birkaç derse standart getirilebilir, gerisi okula, veliye, arza talebe bırakılır. Adam çocuğu için istikbal görmediği eğitim programını uygulayan okula niye talip olsun. Niye para versin. Üstelik görmediği halde veriyorsa bize ne? Şunu söylemek istiyorum: Bunları başıboş bırakırsak ne halt yiyecekleri belli olmaz gibi bir endişemiz varsa zaten başarılı olamıyoruz. Kamu okullarını da belediyelere bırakın. Açılışını, kapanışını, ne okutulacağını, kimin okutacağını onlar kararlaştırsın.

BUGÜN YEMEZSENİZ Kasabanın lokantacısı kapı önüne çıkmış, "Efendiler demiş, pilav hazır. Taze, tereyağlı, gelin yiyin. Bugün bu taze pilavı yemezseniz yarın dolma olarak önünüze korum. Yarın da yemezseniz öbürgün çorba yapar yine yediririm. Önünde sonunda yiyeceğiniz şeyi adam olun bayatlamadan yiyin."

ÖNE ÇIKANLAR