Bu haftamız da "28 Şubat" tefrikaları ile geçti. Bu tefrikalara bakılırsa 28 Şubat sürecinde kötü adamlar kötü işler yapmışlar. Biz ne istiyoruz, iyi adamların iyi işler yapmasını mı?
...
28 Şubat nedir? Postmodern darbe, diyorlar. Neticede klasik ya da modern.. adı üstünde darbe.
O zaman bizim gibi ülkelerde darbe niye yapılır, diye sormak lazım.
Kötü adamlar olduğu için mi darbe yapılır.. O kötülerin yerinde iyi adamlar olsaydı darbe olmaz mıydı?
Mesela Mısır'da niye darbe oldu.
30 yıldır Mübarek aynı Mübarek'ti.. Ordu da aynı orduydu.
Mübarek kötü biri idiyse üç sene önce de, ondan önce de, daha önce de kötüydü. Ordu da aynı orduydu.
28 Şubat sürecinde başta bir sivil iktidar değil de askerî cunta olsaydı, aynı yola girseydi, onu da halk ayaklanması ile devirirlerdi.
Veya cunta içinde bu yola girmek için ısrar eden birisi olsaydı, sadece onu devirir yerine başkasını geçirirlerdi.
Halk ayaklanması olursa adı demokrasiye susamış halkın isyanı olurdu. Belki de Türk baharı olurdu.
Cunta içi hesaplaşma şeklinde olursa vatanına ihanet eden bir hainin bertaraf edilmesi olurdu.
Bu iyiler ve kötüler meselesi değil.
Bu adamlar kötü işler yaptılar, o devran hep devam edecek zannettiler, hırsın ve o zamanki gücün hazzına kapıldılar.. Kabul etmekte zorlansalar da kullanıldılar.
Mesele içerideki kurumların ve ileri gelenlerinin kullanılmayacak hale sokulması.
Yanlış yapmak ayrı bir şey.
Kanunları çiğnemek başka bir şey.
Bilmeden başkalarına hizmet etmek daha başka bir şey.
....
Böyle olağanüstü dönemlerde insanlar tıynetine, cibilliyetine, menfaatine, hırsına, intikam duygusuna, aczine ya da aklına göre pozisyon alabilirler.
Bunlar insani zaaf ve meziyetlerdir.
Bu saatten sonra sen şöyle dedin, ben böyle yaptım, şu bana yan bakmıştı, korktum, korkmadımın faydası yok.
Bundan sonrasına bakmak lazım. Madem sisteminiz parlamenter sistem, herkesin kafasına kazınmalı ki, bir karar verilecekse, bir tehlike varsa buna parlamentonuz karar verecek. Yeni anayasada bu ilkenin altını çizmek lazım.
Ordu karar vermeyecek, verilen karara uyacak.
Ben o süreci unutalım, üstünü çizelim demiyorum.
O süreci aydınlatmak yargının altından kalkabileceği bir iş değil, diyorum.
Ülkemizde toplu yargılamaların bir tek iyi örneği yoktur.
Olağanüstü dönemlerde, cumhuriyetten hemen sonra, 60'ta, 12 Martta, 80 sonrasında yapılan toplu yargılamalar ve sonuçları ortada. Kamu vicdanı ile örtüşen bir tek karar yok.
Olağan şartlarda isabet oranı ne olacak ki..
Belki meclis tarihî bir kararla bu işlere bulaşanları lanetler, kınar, bundan sonra bu işlere tevessül edilemeyeceğini açıklar.. Ben lanetlenecek bir iş yapmadım ki, diyen çıkarsa yargı yoluyla onlardan hesap sorulur.

