Sanki tarafsız bir gözlem gibi.. O tarafı idare edeyim bu tarafı idare edeyim endişesi yok. Silahşorluk yok. Komplo teorilerine yatkınlık yok. Mesela ben böyle konulara dürbünün tersi ile (uzaklaştırarak) bakarım. 'Abi tasfiyeye karar verilmiş, gerekçelere ve usule fazla takılmayın', derim. Böyle bir takıntı da yok.
Yeni Şafak'tan Nil Gülsüm'e verdiği mülakattan bazı paragraflar aktaracağım:
*Bu üç dosya (17 Aralık) aynı gün sonuçlanmadığına göre üçü beraber çıksın diye muhakkak en az bir tanesi veya iki tanesi bekletilmiş demektir. Bu bekletmenin bir mantığının olması gerekir. Bu da ancak siyasi bir mantık olarak açıklanabilir.
*Yargı hiyerarşisi içinde kimseye haber verilmemiş olması kuşku uyandıran noktalar. Dosyanın siyasi olması ve içeriğin engellenmesi gibi bir endişe vardı denilse de, benim aklıma en azından Cumhurbaşkanı geliyor. Böyle bir kuşkunuz varsa, gideceğiniz yer Cumhurbaşkanı'dır. Muhakkak bu konuyu paylaşacak bir merci ararsınız. Eğer bu savcı böyle bir merciyi hiç aramamışsa, o zaman kendi siyasetini yürütüyor demektir. Bence burada savcılar çok sorumsuzca davrandılar.
*Bu operasyon hükümete 'darbe vurmak' için yapılmıştır. Hükümete bir darbe vurulmak istendiği çok nettir.
*7 Şubat'ta yargı, AK Parti hükümetinin bir tasarrufunun 'siyaseten' yanlış olduğundan hareketle bir soruşturmaya yöneldi. İşin hukukî değil, siyasî yanı öndeydi.
*MİT krizinde bir 'yerindelik denetimi' vardı. 17 Aralık operasyonu ise dolaylı olarak İran ile yapılan finansal işlemin meşruluğunu sorgulayıp bir anlamda dünya kamuoyuna deşifre ve ihbar ediyor.
Halk Bankası'na yönelik operasyon, 7 Şubat MİT operasyonuna benziyor.
*17 Aralık operasyonunda bu işi yapanların iyi niyetli olmadığını düşündüm. Bu yüzden, yarın seçim olsa oyumu AK Parti'ye veririm. Çünkü, bu tür taktiklerle iktidar değişikliğinin doğru olmadığına inanıyorum
*Şu anda, AK Parti'nin içeriden çökertilebilmesinin imkânları aranıyor. 'Yolsuzluk yapıyor', 'El Kaide ile ilişkisi var' diyerek veya ekonomiyi darmadağın ve yönetilemez hale getirip halkı AK Parti'den uzaklaştırarak; bu çabalarla eşzamanlı bir biçimde AK Parti'yi içeriden parçalayarak bir alternatif oluşturma arayışı var.
*AK Parti iktidarıyla birlikte muhafazakâr kesim siyasette, iş dünyasında, bürokraside etkinleşti. Özellikle bürokraside yekpare bir biçimde en etkili olan Cemaatti.. Bürokratik güç sahibi olmak, iktidarın parçası olmak demektir. Emniyet ve özerk bir alan olan yargı kadrolarına sahip olması sebebiyle Cemaat birdenbire kendisini iktidarın göbeğinde buldu. Ve belki de hayal edemediği bir gücü kullanabileceği bir noktaya geldi. Bu güç de muhtemelen hareket içerisindeki bazı kişileri yeni hayaller kurmaya yöneltti.
*Buradaki temel saik, beğensek de beğenmesek de, ortada meşru bir iktidarın olması ve bu iktidarın ancak meşru yollardan gidebileceğini düşünmek. Yolsuzluk varsa, bu ortaya çıkarılmalıdır. Ama yolsuzluk bahanesiyle başka bir aşamaya yöneldiğinizde toplum bundan hoşlanmıyor.
*Türkiye'de siyaset yalnızca siyasi partiler veya oluşumlar aracılığıyla yapılmıyor. Bürokrasi ile de siyaset yapılabiliyor.

