-Bizi fişlediniz mi?
-Evet fişledik.
-2004'te MGK'da bizim için karar aldınız mı?
-Evet aldık.
-Sizin de altında imzanız var mı?
-Evet var.
-Başka sorunuz var mı?
-Hayır yok.
-Ben de bir soru sorabilir miyim?
-Buyurun sorun.
-Hani MGK ictihat makamıydı? Hani yanlış karar alsalar dahi bir sevap kazanacaklardı.. En kötü ihtimalle bir sevap kazanmış üyelerden ne istiyorsunuz? Karar alan da sevap kazanmış, fişleyen de.. Sızdıranları bilemem.
....
Şöyle bir resim çıkıyor ortaya: Bundan sonra hükümet, her icraatını, attığı her adımı bizimle istişare edecek.
Bize sormadan imza atılmayacak.
Atama ve tayin yapılmayacak.
Burada "biz" kim oluyoruz? Senato mu, encümen-i daniş mi, paralel MGK mı, kurucu iradenin yeni temsilcileri mi?
Yoksa şöyle mi diyoruz: Kim olduğumuzu yakında göreceksiniz!
...
Sanki bu ülkede fişleme yeni yapılıyor..
O dönemde iktidar partisi mensuplarını fişlemişler.. Bürokrasinin tamamını fişlemişler.. Sanki herkesi fişleyebilirler ama bizi nasıl fişlerler havasındayız..
Puzzle'ın hiçbir parçası görünürdeki gerekçelerle yerine oturmuyor.
Dershane deyince oturmuyor, MGK kararı deyince oturmuyor, fişlenme deyince oturmuyor.
13 Haziran 2013'te, gezi olaylarından sonra alt alta 20 madde sıralamıştım.. Bazıları şöyleydi:
* Bu denemenin veya provokasyonun veya isyan teşebbüsünün veya hamlenin sonunda iktidar partisi kârlı çıkar.
* Cumhurbaşkanı emekliliğe hazırlanır.
* Bu deneme sonunda anlaşıldı ki, anketler nabız tutmak ve ortalığı koklamak için yeterli değil. Hayat anketlerden ve evet/hayırdan ibaret değil.
* Bu kavganın sonunda bazı cemaatler tasfiye olur.
* Büyük şirketlerden iki üç tanesi yer değiştirir.
* Medya bir kere daha elden geçer.
Aynı yerdeyim.. Israrla altını çiziyorum. Kavga cemaat-hükümet kavgası değil.. Bloklar arası kavga. Blok yeni müttefik buldukça ilgi çekebilecek bahanelerle cepheyi tahkim ediyor.
İlk hedef genel başkanı değiştirmek. Özeti sen git partin kalsın. Gezi Parkı olaylarından sonra seslendirdim. Dershane tartışmalarının yapıldığı günlerde tekrarladım. Başka isimler de benzeri iddiaları seslendirdiler. Konu Taha Akyol'a hatırlatıldığı zaman, "Komplo teorisi; o zaman ben de bir teori kurayım" diyerek dolaylı olarak iddianın saçma olduğunu söyledi.
Aynı günün akşamında Enver Aysever'in programına çıkan A. Alkan bir soru üzerine görüştüğü arkadaşlarının partiye ve sayın Gül'e sempatiyle baktıklarını, sıcak olduklarını fakat Başbakan'ı sildiklerini, Başbakan'ın kredisini tükettiğini söyledi. Akyol'un komplo dediği iddiayı doğruladı. Daha açık nasıl söylenebilir?
İmkân olsa iğne ile kuyu kazmak yerine Ukrayna'daki gibi halkı meydanlarda toplayarak kestirmeden hedefe varmak isterler ama Türkiye'nin şartları şimdilik onlar açısından bu kampanyaya müsait değil.
Adım adım yol almak zorundalar. Bu arada öngörülen tarihten önce ekonomik kriz patlarsa ya işleri kolaylaşır ya da silinir giderler. O sıkıntılı dönemde seçmenin kimi düşman (müsebbib) olarak göreceğine bağlı.

