Pazar günü gazetemizde İbrahim Pazan'ın bir araştırması yayınlandı. O yazıda çok özet ve anlaşılır bir şekilde 3 Mart 1924'ten yani sürgün tarihinden günümüze kadar hanedan mensuplarının 89 yıllık macerası anlatılmış.
Hayattaki Osmanoğulları'nın soyağacı verilmiş.
Hanedanın hayattaki 300 üyesinin tamamına yakını yurt dışında yaşıyormuş.
O yazıyı bir kere daha okuyun, hatta arşivleyin, derim. Derli toplu tek sayfalık notlar.
Osmanlı menkıbeleri anlatırken şanlı tarihimiz vs. derken ara sıra bakarsınız.
Ekrem Hoca (Ekinci) da, hanedan mensuplarına ev verilmesini ve maaşa bağlanmalarını teklif etti.
"Hükümetin yerinde olsam, hanedan mensuplarının her birine Türkiye'de geçinecek kadar maaş, bir de ev verirdim. Az da olsa bir telafidir" dedi.
Yıllar önce, "Daha bu millet Sultan Aziz'e yaptıklarının cezasını çekiyor. Sırada Sultan Hamid var, Sultan Vahideddin var" sözünü duyduğum zaman çocuk aklımla, bu iş nasıl telafi edilir diye epey kafa yormuştum.
Böyle konular açıldığı zaman sorulur: 100 sene önce olan olaydan biz neden sorumlu olalım ki, denilir.
Bu, toplama çıkarma ile, yani matematik ile veya hukuk ile açıklanabilecek bir konu değil.
Neticede o aile bu ülkenin sahibiydi, biz veya her kimse onlar özel mülkleri dahil her şeylerine el koyduk, gasbettik, o insanları mağdur ettik.
Altan ailesi, seneler önce babalı oğullu bir televizyon programına çıkmıştı. Söz dönüp dolaşıp Sultan Vahideddin'in vatan hainliğine gelince baba Altan, "Yahu bir insan kendi mülküne ihanet eder mi, bu ülke onun mülküydü" demişti.
Dün bu aileye sırtımızı dönmenin açıklanabilir gerekçeleri vardı belki ama bugün yok. Hükümet değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi hepimiz adına bu aileden özür dileyip hayattaki ve bundan sonraki nesillerini mağduriyetten kurtaracak düzenlemeyi yapmalı.
Kala kala elde 300 kişi kalmış, bedeli ne olursa olsun, hepsi yüksek maaşa bağlanmalı, İstanbul'un diledikleri semtinde oturabilecekleri imkânlar sağlanmalı, arzu eden döner, etmeyen dönmez.
Arzu eden daimi kalır etmeyen yılda bir iki ay kalır.
Gelme şartına bağlamak bize yakışmaz.
Kaldı ki bu onlar için bir lütuf da değil.
Lütfedip kabul ederlerse bizim için lütuftur.
Böyle bir düzenleme yapılmış olsa dahi telafi edilmiş sayılmaz. Belki bizim vicdan azabımızı biraz hafifletir, o kadar.

