Emekli Amerikalı Albay, bir dergiye yazdığı yazıda Orta Doğu''da sıkıntıların bitmesi için Birinci Dünya Savaşı''ndan sonra İngiltere''nin çizdiği yapay sınırların doğal hale getirilmesini önermiş. Bu özetle şu demekmiş:
Irak''ın Şii Irak-Sünni Irak diye ayrılması, Kuzey Irak''ın ayrı bir devlet olması. İran''ın da üçe bölünmesi. Ürdün haritasının değişmesi. Suriye haritasının değişmesi. Hicaz''ın Suudi ailesinin elinden alınıp yeni bir statüye kavuşturulması. ... Çocukluğumda ara sıra Suriye''nin Hatay''ı kendi sınırları içinde gösterdiği gazetelere haber olurdu. Haberin yanında temsili haritalar verilirdi. Biz de hep bir ağızdan "vay namussuzlar" der dururduk. Çok aklı başında sayılan adamlar bile zaman zaman tv''lerde renkli haritalarla başkalarının da Karadeniz''deki bazı illerimizi yeni kuracakları devletin sınırları içine aldığını gösterir, "Uyumayalım ey millet" derdi. Sonra Güneydoğumuzun muhayyel haritalarında yer alması moda oldu. Böyle konularda iki nokta hep kafama takılır: Birincisi, bu işler harita çizip basmakla oluyorsa..Niye o yıllarda biz de misilleme olarak başka haritalar çizip başkalarının illerini kendi sınırlarımızda göstermedik. Mesela biz de Suriye''nin, Irak''ın, hatta İran''ın bazı bölgelerini ülkemize dahil edilmiş gösterip el altından dağıtırdık. İkincisi, netice bu sınırları birileri 50 yıl önce oturup çizmiş. Bizim hiçbir itirazımız olmamış, ya da olamamış. İtirazımız olmadığı gibi çizenlerden daha büyük bir sadaketle bu sınırların korunmasını arzu ediyor, her fırsatta vurguluyoruz. Oysa çok düz mantıkla bakıldığında değişen ne var...Birileri 80 sene önce gelip buralar sınır demiş. Başkaları da şimdi geliyor ya da gelmiş, "Hayır öyle olmasın, böyle olsun" diyor. Biz henüz ortada olmayan bir şeye itiraz ederken ne demek isityoruz: Dün bir şey demedik ama bugün deriz, diyebiliriz gibi bir itiraz mı? Canım ne yapacaksanız yapın ama bizim arzularımızı da dikkate alın, anlamına gelecek bir itiraz mı? İşin bu tarafı çok net değil. İşi bilmeyenler cesur olurmuş. Ben de bu cesaretle yıllardır, "Bize ne, kim ne yapacaksa yapsın" deyip duruyorum. Bu rahatlığın ve lakaytlığın tersi ne? Olur mu öyle şey, kim ne yapacaksa yapsın ne demek? Biz buna izin vermeyiz! O zaman da dert edecek bir şey yok. Madem artık bu işler bizim iznimize ve rızamıza bağlı, yine rahat olabilmeliyiz..Olabilmeliyiz değil, olmalıyız. Bize çeşit çeşit önerilerle gelirler, biz istersek izin veririz, istersek vermeyiz. Yani niye bizi tedirgin ediyorsunuz, diyorum.

