Önce bir notum var onu aktarmak isterim:
Paralel yapılanmayla ilgili ağlaşma haberleri artık ilgi çekmiyor. Suç varsa gereği yapılır, onun üzerinde konuşuruz. Ya da bir müracaat kapısı oluşturursunuz, mağdur olan, mağdur edildiğini düşünen gider derdini oraya anlatır. Mağdurlardan daha çok ağlamak eyyamcılığa girer.
...
Önceki gün haklarında fezleke düzenlenen bakanlar önce kendi gruplarında dert anlattılar sonra genel kuruldaki oylama öncesinde konuştular.
Sonra soruşturma komisyonu kurulmasına karar verildi.
Soruşturma komisyonunun üye dağılımı partilerin sandalye dağılımı ile orantılı olduğu için iş, nihai karar iktidar partisine kalıyor.
Üyeler işlerini çok namuslu yapıp, yüce divana sevkine gerek yok dese dahi, kamuoyunun bir kısmını ikna etme imkânı yoktur.
Ama muhalefet partisi üyeleri de, "Evet baktık, dinledik, sorduk, soruşturduk ve masum olduklarına karar verdik" derlerse o başka.. Konu komisyonda kapanır.
Aksi halde bu konuyu kapatmanın tek yolu gidin, yargılanın, aklanın, gelin demektir.
....
Hakkında fezleke düzenlenen bakanlardan biri kendi grubunda arkadaşlarına 17 Aralık'ta oğlunu gözaltına aldıran savcı ile avukatı arasında geçen bir tartışmayı anlattı.
Oğlunun avukatı savcıya konuşma esnasında "sayın bakan" deyince savcı;
-Burada bakan yok, demiş.
Avukat bunun üzerine;
-Sayın Zafer Çağlayan, demiş.
Savcı köpürmüş.
-Sayın yok. Tepemi attırmayın Zafer yazdırır altını imzalarım. Zaten iki gün sonra ne hükümet kalacak ne bakan..
Bugün konumuzun ortasından geçen boru bu. Ağlaşma haberi değil.
Eğer doğru ise, bu iş zaten hukuk işi değilmiş. Kan davasıymış. Veya intikam davası.
İşin garibi bu hikâyeyi duyan vekillerin sarsıldığına dair bir emare yok. Oysa biz sıradanlar şöyle bir şey bekliyoruz:
-Ey eski bakan! Sen suçlusun veya değilsin. O işe sonra bakacağız. Ama o kadar önemli bir konuya temas ettin ki, şimdi yasama olarak her işimizi durdurup bu anlattıkların yaşanmış mı yaşanmamış mı araştıracağız. Hemen bu gece araştıracağız.
Sanki her şey normal. Canım kan davalılar arasında olur böyle şeyler, demedikleri kalmış.
HSYK'dan ses yok. Olağanüstü toplanarak dün basına intikal eden bu konuyu görüştük, demelerini bekliyorsunuz değil mi.. (Ya da beklemiyor musunuz.. Siz sadece ağlaşmak için mi varsınız.) Ama ses yok.
Gönül isterdi ki, bir muhalefet partisi sözcüsü dile getirsin. Arkadaşlar bu konu önemli desin. Onlardan da ses yok.
İşin daha garibi itham edilen savcıdan da ses yok.
Kafam karışık.. taraflar adına ben eziliyorum. Kararsızım.
A) Durum çok vahim.
B) Öyle çok büyük bir problem yok. Sadece çok gürültü çıkarılıyor. Suyu bulandırmak için her önüne gelen göle taş atıyor.
C) Ne yapacaklarını tam bilmiyorlar. Zaman kazanıyorlar, ucundan kenarından tutacak, tutunacak bir dal arıyorlar.. Bunalmış hâldeler.
E) Bize aksettirilenlerin yarısından çoğu yalan.. Çarpıtma.
....
Siz yumuşak sınav kalemi ile doğru şıkkın yanındaki yuvarlağı içini tam dolduracak şekilde işaretleyin. Aman içini tam doldurun optik okuyucu zorlanmasın.

