Başbakan Kars ziyaretinde yarım kalan heykel için "ucube" dediği günlerde, Ahmet Altan konuyla ilgili bir yazısında;
"...hangi sanat eseri olursa olsun, herkesin, 'ben bunu sevmedim' deme hakkı vardır.
Sevmek duygularla ilgilidir, duyguların ölçüsü olmaz.
Ama herhangi bir eser hakkında 'ben bunu beğenmedim' dediğinde özgürlük alanın daralır.
Sana, 'neden beğenmedin, neresini beğenmedin' diye sorarlar" demişti.
Herhalde bu ölçü veya kural sadece heykel için değildir.
Doğru varsayıp devam edince devamı garip oluyor mu?
Sevmiyorum ama beğeniyorum.
Beğenmiyorum ama seviyorum.
Olmuyor.. Yani garip olmuyor.
Sevmiyorum deyince "neden" diye sorulamıyormuş, ne güzel.
İktidar partisini sevmiyorum, diyebilir miyim?
...
Bu iktidarla çok uzun bir dönem geçirdik.
2002 yılında 10 yaşında olan çocuklar askerlik çağına geldi.
İlkokul çocukları üniversiteyi bitirdi, iş hayatına atıldı.
Az bir zaman değil, bıkanlar oldu.
Bu arada çok badireler de atlattık.
İyi şeyler de yapıldı hep anlatılıyor. Veciz güzellemeleri olan çok insan var. Belli bir dozdan sonrası itici oluyor.
İcraatlar anlatılıyor: Yol, köprü, baraj, sağlık hizmetleri, kalkınma, büyüme, dış politika, itibar, özgüven, uçtuk kaçtık..
Yapılanların hiçbiri beni doğrudan ilgilendirmiyor. Bunların daha fazlası diğer ülkelerde var. Bire gafil burası senin vatanın, diğer ülkelerde olup bitenden sana ne, derseniz derdimi daha kolay anlatırım. Dün bu ülkeyi sahiplenemiyordum, "benim vatanım" diyemiyordum.
Bu kadar yıldan sonra, üç nesilden sonra "bizim vatanımız" diyebileceğimiz bir kapı aralandı. Örtülü vesayet kalkacak. Duygularla hareket edecek zaman değil.
Başbakan bu yol ayırımında o kadar önemli bir yerde duruyor ki, bu hâliyle partisini terazinin bir kefesine kendisini de öbür kefesine koysalar ağır basar. Bana göre partisinden de önemli. Partisi olmadan bu önemli görevini yapamayacağı için partisi de önemli sonucu çıkıyor, ancak kendisi olmadan partisinin bir önemi kalmıyor.
Böyle bir önem atfedince, vehmedince diğer icraatlar teferruat gibi kalıyor. Burada bir ama daha var: Bizim (veya benim) teferruat saydığım işler geniş kitleler için önemli.
Geçen gün bir yazı okudum. İktidar partisinde bazı isimler cumhurbaşkanının partiye dönüşü için hazırlıklara başladı, diyordu.
Kastedilen malum: Başbakan Köşk'e çıkacak, cumhurbaşkanı da partinin başına geçecek. Ben böyle bir değişime ihtimal vermiyorum.
Çok daralırsam yüzde 15-20 ihtimalle böyle bir değişim olur, diyorum. 50'nin üzerine çıkan her ihtimal ilk iddiamı çürütür. Çok önemli saydığım görevin tamamlanamayacağı anlamı çıkar.
Bence bu görev bugünün şartlarında başkanlık devre dışı kaldıysa ya partili cumhurbaşkanlığı ile çözülür ya da başbakanlıkta kalarak.
Değiş tokuş örtülü vesayetin kaldırılmasının ertelenmesi anlamına gelir.

