Kaydet
a- | +A

Birisi, cumhurbaşkanlığından sonra başbakanlık yapan bir isim var mı, dedi de onun için hatırlattım. Ama iki makam arasında 10 yıl var. Demokrat Parti'nin on yıllık iktidarından ve askerî darbe ile devrilmesinden sonra İnönü kısa bir dönem başbakanlık yaptı.

Siyaset şarkta garptaki gibi olmuyor. Burada ne hikmetse bu makamlara gelenler azıcık imkân bulsa ölünceye kadar makamda kalmak yine mümkünse ölmeden önce oğullarına bırakıp öyle gitmek istiyorlar.

Üç dönem kuralı ile bu yüz yıllık hastalığı tedavi etmek mümkün değil. 35 yıl belediye başkanlığı yapan adamlar var. Açıklaması: Başarılı ve seçilmiş.

...

Gül, partime döneceğim, dedi. Çok kimse hem manidar buldu hem zarif bir hamle olduğunu söyledi.

Dört ay önce siyaset planım yok, demişti.

Üç ay önce, "Konuşulacak her şeyi Sayın Başbakan ile konuştuk; o size gerekli açıklamayı yapacak" demişti. Başbakan bize gerekli açıklamayı yapmadı.

Bu konu bizi hangi tarafıyla ilgilendiriyor?

Evvela sıradan insanlar olarak bu derin ilişkilere bir açıklama getiremiyoruz. Her Türk gibi "Ben olsam"la başlayıp; "geleceğim yere gelmişim. Emekliliğimin tadını çıkarır, gezer, kitap yazar, ziyaretlerde bulunur, torunlarımı severim"le bitiriyoruz.

Demek ki öyle olmuyor. İnönü Paşa da o yaşında tekrar döndüğüne göre.. Demirel de o yaşında dönüp dolaşıp geldiğine göre.. Erbakan da o yaşında tekerlekli sandalyede MKYK topladığına göre.. Doğrusu bu demek ki. Tabanı olan, tabanının olduğunu zanneden işe sonuna kadar asılıyor. Olmayan evine dönüyor: Sezer gibi.

Yangından mal kaçırma görüntüsü de var. O gelmeden, bu gitmeden hesabı. Arınç'ın açıklamalarından anlaşılan şu: Acelemiz yok. Sayın Gül'ün indiği gün Genel Başkan seçilmesi şart değil. Pratikte faydası da yok. Başımızın üstünde yeri var, seçimlerden hemen önce ya da hemen sonra bakarız.

O zaman tek sorunun cevabı aranıyor. Gelecek olan emanetçi mi olacak, kalıcı mı? Herhalde bunu, 8 aylık dönemdeki gelişmeler gösterecektir.

Gelenin emanetçi olmadığını söylemesi için ille de bir yerlere kafa tutması gerekmiyor. Ama anlaşılan o ki, yeni başbakana fazla iş düşmeyecek. Görüntüyü kurtaracak, yukarıda danışmanlar heyetinin (politbüro) pişirdiği kararları uygulayacak ve sistem yürürse bir ilk olacak.

Seçime kadar olağanüstü gelişmeler olmazsa yürüme imkânı var. Peki seçimden sonra? Seçimden sonraki hedefler deklare edildi. "Meclis çoğunluğunu sağlarsak anayasayı değiştirip başkanlık sistemine geçeceğiz" dediler.

Başarılı olunması hâlinde başbakana ihtiyaç kalmıyor.

Başarısız olurlarsa Gül o saatten sonra partiyi derlemek toparlamak için bana ihtiyaç var, der mi?

Bu işten bize (bu arada biz kim oluyorsak) ekmek çıkar mı? Partili milletvekillerinden sözümüzden çıkmayacak 80-100 kişi varsa çıkar. Zaten 80-100 kişi olsa kabinede de pay sahibi olurlar kongrede de.. Tespit edilecek adayda da.. Demek ki yok.

....

Bu işin sonu Mişon fıkrası gibi biter: Olmazsa mesele yok, olursa iki ihtimal var.. Olmazsa mesele yok olursa iki ihtimal var..

Daha ekonomisi var, uluslararası ilişkilerde makas değiştirilip değiştirilmemesi var. Bu saatten sonra "Ey BM sana sesleniyorum" demenin faydası yok, seçime çok var.

ÖNE ÇIKANLAR