Kaydet
a- | +A

Türkiye'de irili ufaklı 300 tane cemaat var mıdır? Muhtemelen MİT'in arşivinde kayıtlar vardır. 80'li-90'lı yıllarda askeriyenin Harbiyeliler için hazırladığı broşürler elden ele dolaşırdı. Türkiye'deki irticai yapılanmalar başlığı altında bildik cemaatler ve alamet-i farikaları sıralanırdı. Ben onlara göz atınca çok şaşırırdım. O kadar çocuksu, o kadar sığ bilgiler olurdu ki, "Yahu askerlerin içinde bu işlerden anlayan hiç aklı başında adam yok mu?" derdim. Vardır herhalde. Bu işler bu kadar da basit olamayacağına göre usulen hazırlanmış resmî bülten vari notlardır. Asıl değerlendirmeleri arka plandadır..

Aynı yıllarda Hollanda'dan gelen, yabancıların entegrasyonu ile ilgilenen ofiste görevli olan bir danışmanla tanışmıştım. Türkçe biliyordu, cemaatleri tanıyordu, hepsiyle irtibat kurup kaynaşmıştı bir derdi vardı: Filanca cemaat evine televizyon sokmuyor. Onlarla hangi yolla iletişim kurabiliriz, kaynağından öğrenmeye geldim demişti.

...

Askeriyenin kriterlerine göre, bir ailede türbanlı-çarşaflı kadın yoksa (Babaanne, köyden kalma alışkanlıkla örtünenler istisna), aile reisi ara sıra içiyorsa, rejim için tehlikesiz adam demekti. Hele fırsat buldukça vatanım, askerim, kahrolsun komünizm vs. diyorsa yeme de yanında yat.

Şimdi biz hükümete bu kadar yıl niye uyudunuz diyoruz ama bu hesaba göre askerler de uyumuş oluyor. Kutsal dava uğruna açılabilirsiniz, içki içebilirsiniz, gümüş yüzük takmayın, namaz kılmayın, liboş görünün, ateist görünün, Alevi olduğunuzu söyleyin denilerek belli başlı kurumlara sızdırılmak için hazırlanan elemanlar askeriyenin eleklerinden geçmiş. Bu kimin zaafı? Devletin mi, askerin mi, sistemin mi? Öbür taraf için başarı ise kimin başarısı?

Yüzlerce cemaatten sadece bir tanesi poliste, yargıda, Yargıtay'da, askeriyede, hazinede, maliyede, milli eğitimde kadrolaşmak için 25-30 sene sabırla çalışmış. Yalın düşününce böyle bir sonuç çıkıyor. Ve yine yüzlerce cemaatten sadece bir tanesi yolsuzluğu dert ediyor, ülkenin dış itibarını dert ediyor, HSYK seçimleri ile yatıp kalkıyor, polis tayini-tasfiyesi için ağlıyor veya yaygara koparıyor, hazine bürokrasisine kafa yoruyor. Maliye'de söz sahibi olmak istiyor.. Hiç kimse bu işte bir gariplik yok mu diye sormuyor. İnsanlar kim haklı kim haksız acaba doğru mu kısmına saplanıp kalmış. Azıcık daha zorlansaymış şöyle bir yapı çıkarmış ortaya: Yasama, Yürütme, Yargı ve Cemaat.. Konuşulan konuların içinde din yok.. İtikat yok. Yasama, yargı, polis.. Bu kadar mı kanıksandı ve normal kabul ediliyor. Din deyince akla gelen de sentez bir din.. İslamiyet Hristiyanlıkla mezcedilmişti.. Folklorik bir kıvama doğru gidiyordu. İşin bu tarafı devlet içindeki yapılanmadan daha vahimdi.

YIL DÖNÜMÜNDE 17 ARALIK

17 Aralık'a darbe deyince neden bu kadar hoşumuza gidiyor?

Darbe değildi ama uluslararası bağlantıları olan bir operasyondu.

Masum bir yolsuzluk soruşturması -asla- değildi.

O tarihte teşhir edilen isimler yolsuzluğa bulaşmış olsa dahi, yolsuzluk soruşturması adı altında bu operasyona alet olanların ihanetini örtmez. Bu şebeke işi. Niyetleri iyi olsaydı 11 sene beklemez her sene yolsuzluk yapıldıkça soruşturur, yargıya sevk ederlerdi.

Hem yolsuzluk yapan panikler.. Soruşturanların paniğinin sebebi ne? Madem yolsuzluk yapanlar yargıdan kaçtı siz kaçmayın.. Niyetiniz o kadar iyi ise gürültü patırtı çıkarmadan gidin, yargılanın, beraat edin ve gelin...

ÖNE ÇIKANLAR