Her seferinde hatırlatma ihtiyacı duyuyorum. Türkiye''de kaç tane işçi sendikası var, üç tane. Bunların toplam üye sayısı ne? Yaklaşık 800 bin. Bunun ne kadarı kamu işçisi? yaklaşık 500 bini. Geriye kalır 300 bin. İş güvencesi kanunu hazırlanacak, hadi işçi temsilcilerinin de görüşünü alalım, dediğiniz zaman 300 bin kişiyi temsil eden organizasyonun görüşünü almış olursunuz. Bu rakam çalışabilir yaştaki insanların yüzde üçü bile değil. Kamu çalışanlarının zaten güvence denilen şeye ihtiyacı yoktur. Güvenceden bunalmış haldeler. Hiçbir işçiye, "Canım kardeşim bu güvence dedikleri şey var ya..senin aleyhinedir" diyemezsiniz..Anlatamazsınız da. İşçi, Türkiye şartlarında işsizlik sigortasının aleyhine olduğunu da bilmez. Şöyle ortalığı sallayacak bir karar almaya cesaretleri olsa yapılacak iş belli: Bırakın güvenceyi, sigortayı bile mecburi olmaktan çıkarırsın. Verirsin işçinin eline net maaşını, canı istiyorsa sigorta primini ödesin, istemiyorsa ödemesin. İstiyorsa iki kat ödesin. İstiyorsa sadece sağlık ödesin. İstiyorsa sadece ihtiyarlık ödesin. Bize ne..Devlet de işçisini çok seviyorsa onun net maaşından hiç vergi almasın..Veya herbirini tek tek vergi mükellefi yapsın. Belki üç beş ay curcuna, karışıklık olur ama sonra sistem öyle bir oturur ki, bunların (Bizim Ankara büyüklerinin) 50 yılda yapamadıkları iş üç ayda rayına girer.
EFENDİM EMİR BUYURSANIZ DA..
Abi bu memlekette hiçbir şey değişmez muhabbeti vardır ya..Kanaatiniz size kalsın, ben, değişir diye sizi ikna etmeye uğraşmayacağım. Sadece değiştiğini nasıl anlarsınız.. Veya nasıl anlarız..Kendime göre onun ipucunu vereceğim. Eğer bir gün devlet ileri gelenlerini (bu tabir bir tek bizde kaldı) alışıldık kalıpların dışında toplanırken görürseniz anlayın ki herşey değişiyor. Ne bileyim..İleri gelenlerin evinde bir toplantı gibi. Cumhurbaşkanı, başbakan, diğer zevat mesela meclis başkanının konutunda, mangal partisinde toplanırlarsa.. Havuz başında hem ülke meselelerini konuşup hem şakalaşırlarsa.. Bir akşam maç seyretmek için, "Yahu iki saat önce biraraya gelelim, maça kadar şu meseleyi de karara bağlayalım" derlerse.. Diyebilirlerse.. Özel günlerde biraraya geldiklerinde ciddiyet adına özel kalıplara girme ihtiyacından kurtulabilirlerse.. Bir başbakan, eğer o gün olabilecekse bir devlet başkanı, maiyeti görünen istisnasız herkesi arayabilip, "Filancığım, hafta sonu İstanbul''a gidiyorum, sen de bana takıl gidiş geliş esnasında falan konuyu başbaşa görüşelim" diyebilirse.. Anlayın ki birşeyler değişmeye başlamış..
ŞAMPİYON
"Benim" Lucescu artık şampiyonluk için gün sayıyor. Otoritelere bakılırsa, bu iş yüzde doksan oranında bitti. Ve, Lucescu''ya sempati beslememe sebep olanlar, yarışı kaybetmelerine rağmen hâlâ böbürlenmekten, sağa sola saldırmaktan vazgeçmiyor.
"Gururlanma padişahım..." futbolda bile geçerli bence...

