İstanbul artık bir şehir değil.. Devlet. Belediye tarafından idare edilen bir devlet. Ucu bucağı yok deyince abartı olmaz. Gayriresmî nüfusu açık artırmaya müsait. Ben 20 milyon derim, bu işleri bilen birileri 22 milyon der.
Nedense uzun zamandır örtülü şekilde bu şehirde nüfus artışının teşvik edildiğini düşünüyorum. İhtiyaç var ne yapalım diyerek dağa taşa toplu konut yapmanın ihtiyaç var, dışında bir açıklamasının olması lazım.
İnsanlara 40-50 bin liraya sosyal konut vermek ne demek.. Öbür şehirlerde mağdur olmayın; madem gelmişsiniz atın kapağı bunlardan birine.. yarım kira öder gibi ev sahibi olun. Sıkıntınız olursa başka yardımlarımız da olacak, demektir.
İlginçtir "seyahat etme yerleşme hürriyeti"ne olağanüstü dönemlerde bile sadakat gösterilmiş. Her hakkını kısıtlarım ama yerleşme ve seyahat etme hakkına asla dokunmam.. Anayasaya bile yazmışız. İhtilal dönemlerinde korkudan köyden şehire göç azalmış ama görünürde bir sınırlama yok.
Yeter ki gel.. Gecekonduna bile karışmam. Yıkıyormuş gibi yaparım ama dokunmam. Su, elektrik veririm, sonra imar izni veririm, apartmanlar dikersin.. İkinci nesilde çalışmanıza bile ihtiyaç kalmaz, denilmiş.
Çok şükür gecekondu faslı kapandı ama 50 yılda tedavi edilemeyecek bir yara bırakarak kapandı.
Şimdi kentsel dönüşüm projelerimiz başladı.
Halkımızın evleri depreme dayanıklı değil. Mazallah bir büyük depremde yerle bir olabilir. 20-25 sene içinde hepsini yenilemek lazım.
Bu iş nasıl olacak.. Evinizi yıkın yeniden yapın komutuyla olmuyor.
Vatandaş bu, yıkmak için para ister. Yapmak için para ister. Taksitle verirsen taksit ister. Bu işi inşaat firmalarına toplu halde yaptırmak lazım.
Bedelini kim ödeyecek? 100 ev olan mahalleye 200 ev yapma izni verilecek ki, firma 100 evi satıp 200 ev yapsın.
Bu, ne güzel şehir dönüşecek demek ama diğer yandan da o mahallenin nüfusu tam ikiye katlanacak demek.
Kentsel dönüşüm olan her semtte nüfus ikiye katlanacak.
Bu şehirde yaşamanın bir bedeli olmalı, diyoruz, gereğini yerine getiremiyoruz. Hem başka dertlerimizin önceliği olduğu için hem de "ama efendim yerleşme hürriyeti"ni sınırlamayalım dediğimiz için. Mesela Suriçi trafiği için bir çözüm düşünülüyor. Oraya aracıyla giden otobana girmiş gibi ekstra para ödeyecek. Bu bir sınırlama.. Aynı şeyi şehir için yapamıyoruz. Burada yaşayacaksan elle tutulur işin, gelirin, makul bir mazeretin olacak. Burada vergiler ağır, hayat pahalı olacak. Sakin bir şehre tezgâh aç, diyemiyoruz. İcraatımızla yeter ki gel her derdine derman oluruz, diyoruz.
Ne diyelim.. Hoşgeldiniz. Züğürt Ağa filminin bir sahnesi gibi oldu. Şehre üç gün önce gelen marabalar.. Daha sonra gelen ağaya, "İpini koparan şehre geliiiyy" demişti.
Madem burası devlet oldu.. Bari hinterlandında tarım alanları, mandıraları, köyleri korunsa da kendine yeter hale gelse.. Olsa ile bulsa...

