Kaydet
a- | +A

Biz müzakerede karşı tarafı onore etmeye çok yatkın değiliz.

....
6.5 milyon nüfuslu bir Afrika ülkesinin başkanı, Amerika'ya gitse, başkan ile görüştükten sonra, Amerikan Başkanı, "Sayın başkanla bölgenin durumunu değerlendirdik. Karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk. Görüşlerinden yararlandım" dese, ne anlama gelir?
Amerika'nın neyi eksilir?
Aslında İngilizler bu işi çok iyi becerir. Hem onore ederler hem de hallederler. Yani incitmeden müzakere sonucunda hedefledikleri sonuca ulaşırlar. Karşı taraf da kendini muradına ermiş hisseder.
Çıktık bir yola.. Bu yola bir isim koymayı bile beceremedik.
Zihnimizin geri planındaki kayıt belli: Onlar kim de onlarla müzakere edeceğiz.
Onlar bizim muhatabımız mı?
Barıştı, müzakereydi diye diye ne hallere düştük.
Hangi halden hangi hale düştünüz, düştük mukayesesi yok.
Tonlama da bu. 
Biz bu işin karşı tarafının şuuraltınızda nereye oturduğuna karışmıyoruz. Gelinen bu noktada isimlendirmekte ve kabullenmekte zorlansak da bu işin bir karşı tarafı var, onlar da bu süreçte onore edilmeyi bekliyor.
İş biraz kız isteme seremonisine benziyor. Nihayetinde varacağı yer belli de, hazır ele fırsat geçmişken, biraz bu kadar yılın ezikliği, biraz öfkesi, biraz kazanmışlık zannıyla bu işin getir götürcüleri, aracıları, vitrindekileri tadını çıkarmak istiyor.
Ben anlayışla karşılanmasına taraftarım.
Aciz olan kapris yapar.
Başbakan, silahları bırakıp gitsinler dedi.
Öcalan olabilir, dedi.
Kandil'dekiler hem giden heyete açıklama yaptı, hem de bir yabancı gazeteye demeç verdi: Silahları bırakarak sınır dışına çıkmak pek mümkün görünmüyor.
Bu işin pazarlık konusu yapılması duygusal bir tatmin de olabilir.. İşi biraz uzatarak uluslararası uzantılardan bir işaret de bekliyor olabilirler. Duygusal tatmin dediğim şey tabana, tabanı rahatlatacak mesaj vermektir.
Tamam hay hay, silahları bırakıp çekiliyoruz demelerini beklemiyoruz herhalde.
Adamlar, biz bırakmayacaktık ama bizi ikna ettiler, teminat verdiler, gönül rahatlığı içinde çekiliyoruz, diyebilmeliler.
Bu işin büyük tarafı biz isek usulü budur. Onore ederek ilerlemek. Yoksa matematik olarak bakıldığında Kandil'dekilerin kararı verilmiş bir konuda irade beyan etmelerinin mümkün olmadığını bu işlerle azıcık ilgilenenler bilir.
....
Muhtemelen bu süreçte bizim tarafta da azıcık gaz birikecektir. Bu taraftan da birilerinin, "Eee, yeter artık sabrımızı taşırmayın" demesi beklenir. Bunu da öbür taraf anlayışla karşılayacaktır.
....
İki taraf da efsaneyi sever. 
Hani bilmem hangi tarihte Kara Kuvvetleri Komutanımız Suriye sınırında baba Esad'a hitaben, "Sabrımızı taşırmayın.. Yoksa ülkenizi başınıza yıkarız" yollu bir şeyler söylemişti de... Esad da bakmıştı pabuç pahalı (Bu tabir medyada aynen yer almıştı) Öcalan'ı sınır dışı etmişti.
Ben de geveleyerek sormuştum: Yahu bu işler bu kadar kolaydı da, "sabrımızı taşırmayın demek için neden 16 sene bekledik?" Aslında hâlâ geçerli bir soru. Cevabını biliyorsanız gidişata kafayı takmazsınız.

ÖNE ÇIKANLAR