ün yine beni mutlu eden bir haber vardı gazetelerde. Adana''da cezaevi araçlarına mazot alınamadığı için tutuklu sanıklar duruşmaya götürülememiş. Her zaman mazot aldıkları istasyona borç birikmiş, istasyon da önce para sonra mazot demiş. Geçen sene de pul parası olmadığı için posta yoluyla yapılabilecek tebligatları jandarma, polis marifetiyle yapıyorlardı. Ona da sevinmiştim. Yine dün sendika, "Türk Hava Yolları''nın özelleştirilmesine asla izin vermeyeceğiz" dedi. Bu da sevindirici bir haber. Ben de orada çalışsam, ben de izin vermem. Böyle bir imkanı bırakmak akıl kârı mı? ..... Büyükşehirlerde ilçe belediyelerine gittiğiniz zaman özellikle makam odalarında tefrişat sıkıntısı görmezsiniz. Hepsinin dörtbaşı mamurdur. Yine belediye başkanlarının bindiği araçlara baksanız, çoğu şatafatlıdır. Emniyet de öyle. Savcıların makam aracı yoktur, olanları da döküntüdür. Kaymakamlarınki de öyle. Savcıların, hakimlerin odası da öyle. Bu fark nereden kaynaklanıyor?
Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum. Tabii ki tercihlerin ve kaynak yetersizliğinin de payı var ama bizim kurumların hastalığı buraları aşmış halde.. Bakılacak, düzeltilecek, revize edilecek, reform yapılacak, el atılacak noktayı çoktaaaan geçmişiz. Adalet tamam, iç güvenlik dış güvenlik tamam.. Gerisini bir bir bir kapatacaksınız. Düzeltmeye iki neslin ömrü yetmez. Kısmakla, tasarruf genelgesi ile, emir komuta ile, kaynak bulmakla olacak iş değil. Allahtan ki kaynak yok.. Çünkü ne kadar kaynak olursa o kadarı heba edilecek. Çürüten ve öğüten bir mekanizma var. Sesi gür, ensesi kalın kurumlar kaynak mahrumiyeti de çekmiyor.. Yahut elinde imkan olan, parayla haşir neşir olan kurumlar.. Onlar düzenini kurmuş, bize faydaları olmasa da geçinip gidiyorlar. Mazot bulmayan cezaevi aracı ile onların ihtişamını yanyana seyrettiğim zaman mutlu oluyorum. Boş ve boşluğa konuştukları belli olduğu için.
KAMU VAKIFLARI
Hükümet zoraki bağışlara "dur" diyecekmiş.
Hani hangi kamu kurumunun kapısını çalsanız, elinize bir bahaneyle tutuşturulan makbuzlar var ya.. Bağış makbuzları. Kimse size bağış yapıp yapmayacağınızı sormuyor. Eğer o işinizi orada bitirmek istiyorsanız, istedikleri parayı vereceksiniz, onlar da size bir bağış makbuzu verecekler. Vakfı olmayan kamu kurumu yok gibi. Hastanesinden adliyesine, nüfus idaresinden polisine, belediyesine kadar.
Nereye işiniz düşüyorsa orada bir vakıf var. Bu vakıfların işletenler açısından en cazip taraflarından biri, o kurumun yöneticilerine manevra kabiliyeti kazandırması. Yöneticiler, yarım patron gibi, "Şu iş şöyle yapılsın, bedeli de vakıf hesabından karşılansın" diyebiliyor. Ufak tefek eksik gedikler gideriliyor vs. Normal bütçe ve tahsisat mevzuatı ile para sıkıntısı olmasa dahi bu kıvraklığı kazanma imkanı yoktur. Gelelim dur deme muhabbetine.. Nasıl dur denilecek. Ya bu vakıfları kapatacaksınız ya da vatandaş kendi rızası ile vermedikçe bağış alınamaz diyeceksiniz. İş rızaya kalırsa paramızı almanın yolunu bulanlar rızamızı almanın yolunu haydi haydi bulurlar. Kapatılırsa, tarife yükselir. Daha önce 5 milyon liralık bağışla yapılabilen işler on milyona, onbeş milyona yapılır hale gelir. Karamsar görünmek istemem ama ben bu yolla netice alınamayacağına inananlardanım.
DEVLET CİDDİYETİ
İtalya Başbakanı Berlusconi bizim Başbakan''a bir teklifte bulunmuş: "Yatımla geleyim, önce sizi, sonra Yunanistan Başbakanı Simitis''i alayım. Kıbrıs''ın çevresinde dolaşırken sorunu çözelim." İtalyan vatandaşları adına dehşete düştüm, böylesine laubali bir başbakanları olduğu için... Dimdik durmadan, surat asıp oturmadan devlet işi konuşulur mu?

