Oh, oh.. suyundan da.. diye bir söz vardı. Türkü müydü, şarkı mıydı bilmiyorum. Ritmi hafızamda kalmış, bugünleri çok güzel anlatıyor. Tarım Bakanı kendisini ziyaret eden heyetin huzurunda başbakana, bazı bakanlara, ANAP''a veryansın ediyor.. İş açığa çıkınca: Ben öyle bir şey demedim. Demedim dediği sözler şöyle: Kurulda konuşulanları duysanız şaşırırsınız.. Adam ne dediğimizi anlamıyor. Yerinden kıpırdamıyor. Yazılı veriyoruz yine anlamıyor. Böyle bir iddianın düzeltmesi nasıl olur? Sayın başbakanımız yerinden kıpırdayabiliyorlar. Her söyleneni anlayabiliyorlar. Yazılı metinleri daha iyi anlıyorlar. Yine hükümet ortağı bir parti için: Adamlar benim hırsızlık yaptığı için görevden aldığım bir adamı genel müdür yaptılar. Bunun tekzibi kolay.. Mahkeme kararı olmadan kimseye hırsız diyemeyiz. Ama mahkeme kararı olmadan yerinden kıpırdamıyor, söylediğimi anlamıyor, nezakete sığmaz ama suç değil. Yani, "Sen nasıl mahkeme kararı olmadan benim için, ''söylediklerimi anlamıyor'' dersin, diyemeyiz. .... Atalarımız korkunun ecele faydası yok, demişler. Artık anlaşılıyor ki al takke ver külah devri kapanıyor. Bu devirle birlikte iki nesil boyunca görmeye alışık olduğumuz siyasetçiler de gidecek. Direnmelerinin kendilerine faydası yok ama bize zararı var. Maliyet artıyor. Bu ülke 150.000 vergi mükellefinin sırtında yürüyor. Bu kadar afra tafra satarak ülkeyi sahiplenenler, saltanat sürenler 150.000 mükellefin parasıyla geçiniyor, ama velinimetlerini hor görüyorlar. Onlara beyefendi, hanımefendi muamelesi yapacak yerde eziyet ediyorlar. Hor gördükleri bu insanlar ülkeyi terketseler Kuzey Kore''den beter hale düşeriz. İşin özeti şu: Sırtını devlet hazinesine dayamadan Para kazanan, işçi istihdam eden, taşı taşın üstüne koyan insanları el üstünde tutacaksın. Onların önünde utanmadan eğileceksin.
Bunu yapanlar kazanıyor. Bir ülkede 2 kişi çalıştıran, vergi veren bir esnaf oradaki emniyet müdüründen, sendika başkanından daha itibarlı muamele görmüyorsa.. Belediyeye ya da vergi dairesine gittiği zaman herkes ayağa kalkmıyorsa o ülke sefaletten kurtulamaz. .. Sosyal taraf deyince akla üç tane sendika başkanı geliyor. Toplam sendikalı işçi sayısı 800 bin.. Bunun 600 bini devlet çalışanı.. 19 milyon kişinin çalıştığı bir ülkede 800 bin çalışanı (ki bunun 600 bininin işvereni devlet ) temsil eden sendikacılar nasıl milyonlarca çalışan adına konuşabilir. Bunlar vergi vermez.. Bunların vergisini de, maaşını da 150 bin mükellef verir. Vatan savunması yapan bir milyon askeri yediren, giydiren donatan da bu 150 bin kişi.. 150 bin polise maaş veren de.. Ankara''dakilerin saltanat masraflarını karşılayan da..
150 bin kişinin parasıyla 60 milyona ağalık taslarsanız denizin değil okyanusların bile suyu biter.

