Biz Irak'ta, Suriye'de, Kuzey Irak'ta, Libya'da, Mısır'da kiminle iş birliği halindeyiz.
Müştereken hareket ettiğimiz ülkeler var mı?
Ortak karar aldığımız ülkeler var mı?
Bize düşen ne, size düşen ne hesabı?
Önceden verilmiş bir kararımız var mı, var mıydı?
A planı, B planı, C planı, hin-i hacet planı?
Buradan bakınca yok gibi görünüyor. Sanki herkesle ihtilaf hâlindeyiz ve sanki bütün dünya bir olmuş, bizi zora düşürmek için çırpınıyor ama biz direniyoruz. Hiçbirine boyun eğmediğimiz gibi kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Yolumuz derken barış, diyoruz demokrasi diyoruz, iş birliği diyoruz, Filistin'e yardım diyoruz, Mısır'a Mursi diyoruz, Balkanlar diyoruz, Orta Doğu diyenlere kızıyoruz.. Emperyallerin isimlendirmesiymiş.. Öyle olduğu için kızıyormuşuz. Bu işleri biraz bilen ve millî bakan insanlar Orta Doğu demezmiş.
Bu karışık görüntü beni tedirgin ediyor. Anlayamadığımız için olabilir. Belki bu kadar karışık görüntünün altında o kadar yüksek ve ince bir siyaset vardır ki, toz duman bulutu kalktığında biri bize şöyle seslenecektir: "Bakın, kafanız karışmıştı, anlayamıyordunuz ama o kadar telaşın, kaosun ve gürültünün sonunda bu resim çıktı ortaya.."
Ne çıktı ortaya? Kuzey Irak bize iltihak etmiş, Suriye'nin yarısı yeni bir isim altında bize katılmış, bölge huzura kavuşmuş.
Biz bu hayalimize (varsa böyle bir hayalimiz) herkese rağmen mi erişeceğiz?
Herkese diklenerek mi?
Yoksa kendileri için, kendi menfaatleri için bu hayale sıcak bakan ülkeler de var mı?
İç kamuoyuna bakılırsa herkes bize düşman ve kuyumuzu kazıyor. Almanya, Amerika, Fransa, İsrail.. (İngiltere'den söz edenimiz hiç yok. O ya dost ya sahip) Biz bu kadar düşmana rağmen mi, yeni bir düzen kuracağız?
BM Güvenlik Konseyi'ni adil bulmuyoruz, hakkımız.
NATO üyeleriyle ihtilafımız var.
Bu da bir politika olabilir, bilemiyoruz. Herkesten biraz daha akıllı bir yanımız vardır, diğer ülkeler yarım akıllarıyla eski usullerle oyalanırken biz aradan sıyrılma hesabı yapmışızdır. Herkesin limitlerinden haberdarızdır.
Fakat derin hesaplar yapanlar çok az konuşur. Bir de fısıldayarak konuşur. Aynı cümleleri her olayda tekrarlamaz. "Kudretimizi test etmeye kalkışmasınlar"ı senede iki defa ve arka arkaya üç sene kullanmaz.
Gezi Parkı'nda çadır yaktıran emniyet amirini halkına şikâyet etmez. Yani içerideki serzenişle dışarıdaki tavır örtüşmüyor. Ya içerideki yanlış ya dışarıdaki..
Karmaşanın, karışıklığın, kaosun öbür adı stratejik derinlik oldu. İddialı olarak söylemiyorum. Belki de bu karmaşadan sonra derinliğin ve yüksek stratejinin ne olduğunu göreceğiz. Belki anlayacağımız günler gelecek. Yoksa bugün Suriye'ye, Mısır'a bakınca.. İran'la ilişkilere bakınca stratejik derinliğin ne olduğunu anlayamıyoruz..

