Biliyorum! Türk korkmaz, acıkmaz, susamaz, yorulmaz. Ama ben korkuyorum. Akşam evime giderken kavşaktaki trafik polisinin durdurup, "nereye gidiyorsun?" deme ihtimalinden korkuyorum.
Trafik polisi bir adama, "nereye?" der mi, demez, biliyorum ama yine de korkuyorum. Korkularım beni hayali görevlilerle konuşturuyor: -Nereye? -Eve efendim. -Bu saatte eve gidilir mi, dön işine ulan! Elektrik idaresine gitmekten korkuyorum. Nüfus müdürlüğüne işimin düşmesinden.. ¥ Sanki birileri, akşam kapımı çalacak, "bizimle geleceksin" diyeceklermiş gibi korkuyorum. Ben dudaklarım titreyerek, "bi yanlışlık olmalı.. aynı isimden beş kişi var, aradığınız onlardan biri olmasın" diye gevelemekten korkuyorum. Huzur uygulaması yapanların aracımı durdurup, "İn aşağı!" demesinden korkuyorum. Belediyeye uğramaktan korkuyorum. Asansör beklerken sıradakilerin, "Sen merdivenlerden çık" demesinden korkuyorum. İşyerindeki güvenlik görevlilerinden korkuyorum. Sağlık Bakanımız Osman Durmuş''tan korkuyorum. ¥ Yolda sol şeride geçmekten korkuyorum. Bir kamyoncu, siyah camlı bir araç, eski bir reno ilerde bir kavşakta önümü kesip, "ulan niye sol şeride geçtin?" der diye korkuyorum. Boş yer görünce park etmekten korkuyorum. Arkamda oraya park etmek isteyen daha önemli bir adam olabilir. Önemli adamın önemli bir görevi olabilir. Vatana hizmet eden biri ise ister istemez park yeri önceliğini ona vermek gerekebilir. Yüzde bir, binde bir de olsa ihtimaldir. Bu ihtimalden korkuyorum. Seyyar satıcı değilim, zabıtadan korkuyorum. Aracıma fenni muayene yaptırırken korkuyorum. Hayatımda hiç karakola, mahkemeye, savcılığa gitmedim. Bir doktor arkadaşım, "şu veya bu sebepten bir defa yolun düşse korkulardan kurtulursun" diyor ama ben yolumun düşmesinden korkuyorum. ¥ Kanıbozukluğumun derecesine bakın ki, gâvur ülkelerinde bu korkuları yaşamıyorum. Bu yazıdan sonra birilerinin beni arayıp, "korkacak ne var?" demesinden de korkuyorum.
KIZMAYIN, ÇARK ETMESİNİ BİLİRİM Dün, "seçmek kolay bir iş değildir" derken dolambaçlı yollara girmiştim. Özeti şuydu: Karpuz alırken, balık alırken, ikinci el oto alırken hep anlayan birilerini arıyoruz. -Yahu sen anlarsın, ne yapalım, diyoruz. Seçerken (oy verirken) en büyük uzmanmışız gibi, göğsümüzü gere gere oy pusulasına "evet" basıyoruz. Bunda bir gariplik yok mu? Gelin bu işi vergi verenlere.. hem de belli bir seviyenin üstünde verenlere bırakılım, anlamına gelecek şeyler gevelemiştim. Tahmin ettiğim gibi saçmaladığımı düşünenler çıktı. Oy vermenin bir hak olduğunu, insanların parasına, puluna, mevkiine, makamına, rütbesine göre değerlendirilemeyeceğini söylediler. -Hayırlı olsun, demekten başka zaten yapabileceğim birşey yok. Buyurun, hem sağduyunuzu gösterin, hem insanlık hakkınızı kullanın, hem eşit olmanın mutluluğunu yaşayın. Daha önce defalarca yaşadığınız gibi. 91''de, 95''te, 99''da.. Maşallah hepsinde hem sağduyumuzu ortaya koyduk, hem herkesle eşitlendik hem de kızdıklarımızın ağzının payını verdik.

