Kaydet
a- | +A

Partilerin belli bir oy oranı var. Mesela CHP'nin yüzde 28 civarında. Bu oranda genel başkanın payı nedir?

Başında Kılıçdaroğlu değil de başka bir isim olsa oy oranı artar mı azalır mı?

Hiç değişmez. Orada insanlar partiye oy veriyor. Başında kim olursa olsun bugünün şartlarında alacağı oy oranı aynı. 27 ise 27, 30 ise 30.

MHP'nin durumu biraz özel olmakla beraber orada da genel başkanın dahli yoktur. Hatta tersi bile mümkün. Başında başka bir isim olsa belki oy oranı üç beş puan artar.

Diğer parti de aynı. Genel başkanı kim olursa olsun, adı ne olursa olsun oy oranı belli. İsimlerin bir önemi yok.

Oysa AKP'de durum farklı. Oyu her ne ise, mesela son anket dedikleri anketteki gibi yüzde 46 ise, bunun en az yüzde 26'sı genel başkana verilen verilecek olan oydur. Orada partinin genel başkanı yok, genel başkanın bir partisi var.

Buradan nereye varılır bilmiyorum. Ama birkaç on yıldır sağ muhafazakâr seçmen isme oy veriyor, partiye değil.

Mesela Özal gitti ANAP bitti.

"Peki Özal gitmeseydi ne olurdu" üzerinde epey düşünmek lazım.

Seçmen isme oy veriyor tamam. İlanihaye aynı isme  verir mi? Tabii ki vermez. Ölçü ne? Efendim başarılı olmak.. Başarı ne?

İsimle oy toplamanın avantajı kadar dezavantajı da var. Herkes her işini o isim adına yapmaya başlıyor, yük ağırlaşıyor.

Bu fiilen başkanlık gibi görünse de başkanlık kadar avantajlı değil. Parti başkanı olduğu için taraf olarak görülüyor ve her şeyi göğüslemek zorunda kalıyor.

Yine Türkiye'nin şartları gereği yasama yürütme iç içe giriyor; zaten  yürütme yasamanın içinden çıkıyor, yasamanın aldığı kararlar nihayetinde parti kararı gibi görülüyor.

Oysa başkanlık sisteminde yasama üyeleri partiye muhtaç olmadan seçildiği ve çoğu isim isim bölgesinde bilinen ve tanınan insanlardan oluştuğu için hem sistem gereği hem de seçilme şartları dirayetli bir yasama ortaya çıkarıyor. Yürütme denetlenebiliyor. Toptan evet, toptan hayır kolaycılığı ortadan kalkıyor, parlamentonun aldığı kararlar bugünkü kadar kolay tartışılamıyor.

Toplumun hemen her kesimi neredeyse birebir parlamentoda temsil ediliyor. Üst mecliste ise mesela her ilden iki kişi gelecekse şehirlerin ileri gelenleri, ağırlığı olan insanlar, tecrübesi olanlar işleyişi denetlemiş oluyor. Biri gaflete düşse öbürü, öbürünün dalgınlığına gelse bir değeri ama doğrudan ama lobiler üzerinden uyarılmış oluyor. Menfaatlerin çakışması da bir denetimdir.

Artık bu gergin ortamda mahalli seçimlerden çok iyi sonuç alınsa bile bir sistem tartışması yapılabileceğini düşünmüyorum. İktidar partisi parti yönetimiyle, vitriniyle, danışman kadrosuyla topyekûn bir yenileme yaparak kamuoyunun muhalif kesimine ve dış dünyaya inandırıcı bir mesaj verebilir mi? Böyle bir imaj çalışması kolay mı onu da bilmiyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimine de çok bir zaman kalmadı. Biz aylarca muhtemel iki adam çevresinde dönüp durduk. Hiç akla gelmeyen, dünya kamuoyunda tanınan bir 3. isimle yeni ve herkesi kucaklayacak, uluslararası çevreleri rahatlatacak bir hamle üzerinde çalışılır mı, kestiremiyorum.

İmaj/rota/düzeltme düzenleme işinin nasıl yapılacağına dair henüz ipucu yok.

ÖNE ÇIKANLAR