Anayasamızın üslubunu seviyorum.
İçindeki amaları, fakatları, ancakları..
Vardır ancak, serbesttir fakat, konut dokunulmazlığı vardır amaaaaa..
....
Bunlar ne ki.. Daha güzel maddeler var: Misal Başkenti Ankara'dır.
Bir de sağlam kazık maddesi: 4. madde. İlk üç madde değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
Demek ki bunu yazan abilerin başkentin değiştirilebileceğine dair korkuları varmış.
Sanki birisi gece yarısı kalkacak, başkenti Mardin'e (onların korkusu İstanbul) taşıyacak.. Değiştiremez yazarsan taşıyamayacak. Teklif dahi edilemez yazarsan aklından bile geçirmeyecek.
Kim yazmış bunu? Memlekette ihtilal olmuş, konsey danışma meclisi kurdurmuş (usulen) bir heyete sipariş verilmiş, ana hatları belirtilmiş.. Yazın getirin bakalım denilmiş.
Bu garabeti de kimse sorgulamamış. Biri yumruğunu masaya vuruyor, bundan sonra böyle diyor. Biz de haklısınız deyip güya yüzde 92 oyla onaylıyoruz. Sonra mırın kırın.. Bu hesaba göre başka biri de gelir başka şeyler yazdırır. Teorik olarak yazdırabilir. İhtilal şart mı, daha acımasız
veya az acılı yollar var.
Ara soru:
Bu kadar dirayetli bir konsey, ihtilal konseyi, yumruğunu masaya vurduğu zaman; "Emir fermanımızdır. Başşehir iki ay içinde İstanbul'a taşınacak, anayasaya da böyle yazın" deseydi becerebilir miydi?
Yani ihtilalcilerin gücü İstanbul'u Başkent yapmaya yeter miydi?
...
Toplum hafızası tabirinden ne anlıyoruz?
Ben şöyle bir şey anlıyorum: Yunanistan'a sınır olan bir ilimizin mülkiyeti bizde kalmak kaydıyla, idare, eğitim, ticaret anlayışı, hukuku bakımından Yunanistan'a bağlı olsaydı.. O insanların en az 70 yıl bizimkilerle teması kesilseydi, 70 yıl sonra sınırın öbür tarafı kapatılıp bu tarafı açılsaydı hepsi depresyona girerdi. Önemli bir kısmı kafayı sıyırırdı. Burada olup bitenleri anlayamazlardı. Ama zannedilenin aksine dinlerini bozmadan muhafaza edebilirlerdi. Daha dürüst olurlardı. Namuslu ticaret yaparlardı. Mühendisleri mühendis gibi, doktorları doktor gibi, başkanları başkan gibi olurdu.
Oysa insanlar aynı insan.. Toprak aynı toprak.. Nehir aynı nehir. Değişen ne?
Toplum hafızası bu ülke şartlarında formatlanmanın yanı sıra bu ülkede yaşananlardan izler kalması.. Tutarsız kalıntılar.. biraz silik, biraz keskin, biraz korku, biraz hile, biraz âdetten din, biraz âdetten dinsizlik vs.
Hafızayı harddisk farz edersek format da önemli. Orada formatlayıp burada doldurursan, başka bir şekil çıkar.. Burada formatlayıp orada (mesela Almanya'da) doldurursan daha başka bir şey.. İkisinin de acı örnekleri var. Sıralayıp birbirimizi rencide etmeyelim.
....
Anayasayı bugün bir kere daha hatırlama sebebim, kamuoyunun epey zamandır meşgul olacağı lüzumsuz bir konu kalmadı. Mesela İstanbul başşehir olsa nasıl olur sorusu gündem oluşturabilecek bir isim ortaya atsa.. en az 15 gün oyalanır. İyi de olur. Eninde sonunda olacak iştir. Bu şehrin örtülü nüfus artışı teşvikiyle ziyan edilmesine üzülüyorum. Kendi şehrimizi yağmalıyor, yağmalatıyoruz. Başşehir olma şansını kaybetmesin. Hiç olmazsa Suriçi'ni koruma altına alalım.
İşte bu toplumsal hafıza denilen "şey" bu ülkeye çok uzun yıllar belki 40-50 sene ayakbağı olacak.
Diğer insanlar gibi düşünemeyeceğiz. Normalin ne olduğundan haberimiz olmayacak. Doğru-eğri karışacak. Bazen giriş çıkışları bile karıştıracağız. Doldurulan ve boşaltılan yer anlamında.

