En fazla bir saatinizi alır..Bu kitabı okuyun.. Spencer Johnson''ın çok bilinen bir kitabı. Bazen insan bir kitabı çıktıktan on sene sonra da fark edebiliyor. Burun kıvırıp adını duyduğu halde bakmayanlar için söylüyorum. Kitabın gençler ve çocuklar için hazırlanmış versiyonu da var. Eğer yaşı uygun çocuğunuz varsa, "bir sayfalık özetini çıkar, ana fikrini söyle, benden şu kadar lira kazan" da diyebilirsiniz. Konuyu sizden daha iyi anladığını, sizden daha farklı baktığını fark ederseniz şaşırmayın. ..... Hikâyede dört ana karakter var: İki fare, iki insan. Bu karakterler bir labirent içinde yaşıyor ve tek görevleri var: Peynir istasyonlarını bulup, peynirleri tüketmek. Her sabah eşofmanlarını ve ayakkabılarını giyip labirent içinde koşarak peynir arıyorlar ve bir gün peynir istasyonunu buluyorlar.
Peynir istasyonundaki peynir o kadar çok ki.. İnsanlar ayakkabılarını ve eşofmanlarını bir kenara atıp, istasyona taşınıp, orada yaşamaya başlıyor... Fareler ise ayakkabılarını boyunlarına asıp peynirlerden yemeğe devam ediyor.
Herkes çok mutlu... Sonra bir sabah kalktıklarında peynirin tükenmiş olduğunu görüyorlar. Fareler tekrar ayakkabılarını giyip yeni peynir aramaya girişiyor.. İnsanlar ise peynirlerini birinin aldığını sanıp duvar delip, yer kazıyorlar. Bulamayınca birinin aldığını ve eninde sonunda getireceğini düşünüp beklemeye başlıyorlar.
Sonunda insanlardan biri, "biz de gidip arasak mı" dediğinde diğeri onun gözünü korkutuyor. Labirentin tehlikelerle dolu bir yer olduğunu söyleyip beklemeyi teklif ediyor.
Diğeri bir müddet daha bekledikten sonra dayanamıyor ve oradan ayrılıyor. Labirent içinde peyniri aradıkça fark ediyor ki peyniri aramak peyniri tüketmekten daha zevkli. Bu ona heyecan veriyor ve bir amacı oluyor. Bir peynir istasyonu bulsa bile sürekli olarak ne kadar peynirinin kaldığını, peynirinin bozulup bozulmadığını, çevredeki diğer peynir istasyonlarının nerede olduğunu ve hangi peynirin daha kaliteli olduğunu araştırmaya başlıyor ve ayakkabılarını hiç bir zaman yanından ayırmıyor. ........ Peynir, elde etmeye çalıştığımız isteklerimizin sembolü. Labirent ise bu isteklerimizin peşine düştüğümüz yeri temsil ediyor. Hikâyede kahramanlar hiç beklemedikleri değişikliklerle yüz yüze geliyor. Tıpkı gerçek hayattaki milyonlarca insan gibi.

