Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nde Türkiye aleyhine 3800''den fazla dava açılmış.
Bu davaların Dışişleri Bakanlığımız tarafından yapılan dökümü şöyle:
350''si işkence ve kötü muamele,
455''i kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi,
418''i köy yakma ve boşaltma,
134''ü kayıp ve faili mechul cinayetler,
75''i düşünce ve ifade hürriyeti,
62''si yaş kararları,
22''si sendika ve parti kapatma,
2''si yürürlükte olmayan kanun uygulaması,
3''ü aile hayatı ve konut dokunulmazlığı sebebiyle..
2250''si ise Kıbrıs Rum kesiminden.
Biliyorsunuz AİHM''e
başvurabilmek için iç hukuk yollarının tamamıyla tüketilmesi gerekiyor.
Türkiye''de ne kadar kapı varsa çalacaksınız, ondan sonra AİHM''ye gideceksiniz.
Hasan Denizkurdu oturmuş hesap etmiş, bu davaların
hepsi Türkiye aleyhine sonuçlanırsa
10 milyar dolar
tazminat cezası ödememiz (Biz değil tabii, yüce devletimiz) gerekecekmiş.
Bu paranın korkusu büyüklerimizi sarmaya başladı bile.
Adalet Bakanımız savcılara bir yazı gönderdi, dedi ki:
"Haberiniz olsun, bundan sonra tazminat cezalarını siz ödeyeceksiniz."
İstanbul Cumhuriyet
Başsavcımız
Bakanımızı destekledi:
"Savcılar da yaptığı işe biraz dikkat etsin, tazminat sebebi olacak işleri önlesinler" dedi.
Türkiye''nin hayattaki tek Ordinaryüs Profesörü Sulhi Dönmezer ise daha çarpıcı bir açıklama ile, "Bu kadar tazminatı ödemeye savcıların maaşı yetmez, başka çare bulunsun" dedi.
Ama "Tazminat sebebi olacak iş yapmayalım" diyen çıkmadı.
Zaten bizde dışarıda
hak aramaya kalkışanlara pek iyi gözle bakılmaz.
Dışarıya ayıp olmasın diye vatan haini demeseler de çok makbul adam olmadıklarını söylerler.
İyi vatandaş içeride bir iki kapı çalar, ne çıkarsa bahtıma der ve yerine oturur.
İnsan düşmanının kapısını çalıp hak arar mı?
Aramaz.
Ama düşmanının memleketinde yaşayıp, orada yiyip, orada içip, orada tatilini geçirip, orada şatoda oturup ülkesini bizden daha çok sevebilir.

