Kaydet
a- | +A

Sanki her ailede bir numunesi var. Aile derken çekirdek aileyi kastetmiyorum... Geniş aile gruplarını. Adamlar kalkıp memleketten gelmişler... Burada büyüyüp evlenmişler, ev kurmuşlar... Üçü beşi şu işte bu işte düzenli çalışıyor, hesabını kitabını yapıyor. Kendine göre prensipleri var, riayet ediyor... Ama yine her evde numunelik biri çıkıyor... İki yakasını bir araya getiremiyor... Kendini diğerlerinin kollarına bırakıyor. Ev tutuyor, kirasını ödemiyor. Bir şey alıyor, parasını vermiyor. Altı ay bir sene sonra diğer aile fertleri toplanıyor, şan şeref meselesi yapıyor, bir çözüm bulup biriken hesapları kapatıyor, tıkanan yolları açıyor... Bu düzelme üç beş ay bile gitmiyor. Her şey eski haline geliyor. Yine çalışmıyor. Yine iş beğenmiyor. Yine kira ödemiyor. Yine borç takıyor. Üstelik bundan bir rahatsızlık da duymuyor. Bu yeni bir durum değil. Yeni olan büyük şehirlerdeki tezahürü... Kasabada, köyde, küçük şehirde arada kaynatmak ve idare etmek kolay. Soru da şu: Problemi absorbe etmek mi iyi, yok saymak mı? Yetiştirilme tarzının, karakterin şekillendiği dönemlerde bulunduğu ortamların bu işlerde payı var mı? Bizde hâlâ "kimsin" yerine "kimlerdensin" sorusu önemli. En azından toplumun çok büyük bir kısmı için önemli. Oran azaldığı zaman gidişat nasıl olur bilmiyorum.

> Karar Karar vermek güzel bir şey. Bir vatandaş olarak "Lübnan''a asker göndermeli miydik, iyi mi oldu, kötü mü oldu"dan önce karar verebilir, alabilir halde olmamıza sevindim. Karar verildi, gidilecek. Hep iyi niyet temennisiyle uluslararası ilişki kurulamıyor.

Herkes işini yapacak. Bu işten geçinmek, analar, bacılar, evlatlar yangınını körüklemek ayıptır. Güneydoğu''da binlerce kaybı dışarıya asker göndererek vermedik. Hesap kitap iyi yapılamazsa hiç dışarıya gitmeden de şehidler verilebiliyor.

ÖNE ÇIKANLAR