Bazen geri zekâlı sayılır mıyım endişesine kapılıyorum. Bu devirde hangi kanal olursa olsun rastladığı Kemal Sunal filmlerini ilk defa seyrediyormuş gibi 55. defa seyreden adama ne denir.
Anlayanlara sordum çok dert edecek bir şey değil, dediler.
Kemal Sunal kadar takıldığım ikinci konu hayvanlar âlemi.. Belgeseli seslendiren davudi sesli abinin açıklamaları eşliğinde kaçtı, kovaladı, yakaladı, yedi, yiyemedi sahneleri.. Onların eko sistem başlığı altındaki açıklamalarına benim kafam basmıyor.
Ne zaman o sahnelere baksam mesela öküz başlı antilopların veya zebraların toplu halde nehirden geçme sahnelerine tahammül edemiyorum.
Nehrin çeşitli yerlerine bu hayvanların geçeceği birer köprü yaptırma projem var. Benim köprülerim sayesinde timsahlara yem olmayacaklar.. Daha önemlisi ayaklarının biri kopmuş halde paçayı kurtardıkları zaman sürünerek ölme dertleri olmayacak.
Davudi sesli abi, "Kurtuldu ama sürüye yetişemeyeceği için fazla yaşama şansı yok" demeyecek.
Üçüncü projem bir fantezi.. Bu hayvanlar birbirlerini kırıp dökmeden, bize acımasız gibi gelen o onu yedi, artanını bu gelip yedi, dördü birini yere yatırdı, inilti sesi duyuldu sahnelerinin olmadığı sanki "demokratik laik sosyal hukuk devleti"nde yaşıyorlarmış gibi bu hayvanları bir arada yaşatma şansı var mı?
Ekran başında kafa yoran benim gibi yarım akıllılar dışında bu işe ciddi şekilde kafa yoran olmuş mudur?
Mesela bilim adamları bir dönem deneme mahiyetinde antilopları tel örgü ile koruma altına almışlar..sayıları o kadar artmış ki, sonra bir salgın hastalık hepsini kırıp geçirmiş. İnatla proje devam ettirileydi sonu nereye varırdı?
Hani birisi boşuna o işlerle uğraşma, hiçbir yolu yoktur. Bu iş böyle gelmiş, böyle gidecek. Eko sisteme müdahale ettikçe başka arazlar çıkar, dengeyle oynamamak lazım dese, derse söyleyeceklerim var.
Ben insanlar arasında da hayvanlarınkine benzer bir denge olduğuna inanıyorum. Teknoloji nereden gelip nereye giderse gitsin.. Bu doğal dengeye elden geldiği kadar riayet etmedikçe patlamalar oluyor.
Biz ona harp diyoruz, iç harp diyoruz, kıtlık diyoruz, kriz diyoruz. Her seferinde dengeler yeniden kuruluyor. Hiç kriz, yokluk, savaş, salgın hastalık, kavga gürültü olmasa ortalığın cennet gibi olacağını mı zannediyorsunuz.
Kalahari düzlüğündeki hayvanları Hitler gibi bir adamın hizaya sokma gayreti ile Obama gibi veya Putin gibi seçilmiş, demokratik yollarla işbaşına gelmiş birisinin düzene koymak için uğraşması arasında ne fark var?
...
Veterinerin köpeği uyutması ile gaddar bir adamın vurarak öldürmesi arasında sadece metot farkı var.
Mesela bana göre mafya kamu düzeninin sağlanmasında bir ihtiyaçtır. Olur mu öyle saçmalık dediğiniz zaman ihtiyaç ortadan kalkmaz.
İşadamı kılıklı saygın mafyalar türer. Birinin iğne ile uyutması diğerinin vurup öldürmesi gibi metot farklı olur.

